Concours

W3C

  • Flux RSS des articles

Texte libre

St Jean BaptVaftizci aziz Yahya

Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre

Troubles psychiques :
-
Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.

Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances
(sa vie)
-
Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
-
Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev

Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David
(sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)

Empoisonnement :
-
Sainte Anastasie (sa vie)

Secours spirituel, consolation, componction :
-
Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)

Pour une bonne fin de vie :
-
Saint Archange Michel (sa synaxe)
-
Saint Niphon, Patriarche de Constantinople

Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)

Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (
sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (
sa vie)

Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt

Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)

Magie, démons :
-
Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje

Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :

http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html

 

Recommander

Calendrier

Novembre 2009
L M M J V S D
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30            
<< < > >>

Publicité

Iç ve dis aktüalite

Mardi 23 novembre 2004

Müslümanlara uyarı
Schröder Müslüman nüfusa "Hukuk düzenimizi ve demokratik kurallarımızı kabul ettiğinizi gösterin" diye seslendi. Bugün Köln'de yapılacak yürüyüşe 30 bin Türk'ün katılması bekleniyor. FOTOĞRAF: DER SPIEGEL
Dini gerginlik yaşlı kıtaya yayılırken, AB ve Schröder Müslüman göçmeni Avrupalılaşmaya çağırdı. Bugün Köln'de Müslüman yürüyüşü yapılacak

21/11/2004 (759 defa okundu)

BERLİN - Hollanda'da İslam karşıtı film çeken yönetmen Theo Van Gogh'un öldürülmesine misilleme olarak camilerin yakılmasıyla patlak veren dini gerginlik yaşlı kıtaya yayılırken, Müslüman nüfusun entegrasyonu Avrupa gündeminin başına oturdu. Göçmenlerin Avrupalılaşması talebi, önce AB adalet ve içişleri bakanları, ardından Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından dile getirildi. Bugün Almanya'nın Köln kentinde 'Barış için teröre karşı birlikte' sloganıyla düzenlenecek yürüyüşe çoğu Türk 30 bin Müslüman'ın katılımı bekleniyor.
AB bakanlarının cuma günkü toplantısında, göçmenlerden, gittikleri ülkelerin dillerini öğrenmeleri ve Avrupa değerlerini benimsemeleri talep edildi. Entegrasyonun artık 25 üye ülkenin önceliği olduğu ve bu konuda standart politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirten Hollanda Göç Bakanı Rita Verdonk, "Hollanda'da yaşamak isteyenlerin kurallarını benimseyip dilini öğrenmesi gerek. 500 bin Türk ve Fas göçmen dilimizi bilmiyor" dedi.
Dün de Gerhard Schröder, Almanya'nın ezici çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu üç milyonluk Müslüman nüfusuna entegrasyon çağrısı yaptı. Demokrasinin hukuksuz bölgeler ve paralel toplumlar olmasına müsamaha etmeyeceğini söyleyen Schröder, Müslümanlara "Net ve yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacak şekilde hukuk düzenimizi ve demokratik kurallarımızı kabul ettiğinizi gösterin" diye seslendi. Aydınlanmanın fikirlerini siyasetin yol göstericisi olarak koruyacaklarını belirten şansölye, "Ne Van Gogh'un öldürülmesi nedeniyle bir kültürler çatışmasına itilmemize izin verebiliriz, ne de bizimle yaşayan ve yaşamak isteyen Müslümanlar bize katılmadan kenarda durabilir" dedi. Schröder, göçmenlerin Almanca öğrenmesi gerektiğini, karşılığında toplumda kabul göreceklerini belirtti.

100 cami menzilde
Daha önce İçişleri Bakanı Otto Schily, nefret vaaz eden din adamlarının gerekirse sınır dışı edileceklerini söylemişti. Der Spiegel dergisi, Alman hükümetinin tonunun sertleşmesine koşut olarak camilerdeki vaazların tonunun yumuşadığını yazdı. Geçen hafta sonu Berlin'in Kruezberg semtindeki Mevlana Camisi'nin Türk imamı Yakup T., Almanları aşağılayıcı vaaz verirken görüntülenmesinin ardından, imamlıktan alınıp hakkında sınır dışı işlemi başlatılmıştı. Yakup T., bunun üzerine "Sözlerim yanlış ve yaralayıcıydı" dedi. Alman devletinin, cihat çağrıları yapıldığını söylediği 100 camiye baskıyı artırması beklenirken, bugün Köln kentinde yapılacak Müslüman yürüyüşüne Yeşiller'den Claudia Roth, Hıristiyan Sosyal Birlik'ten Günther Beckstein gibi siyasi yelpazenin her kesiminden isimler katılacak.
Ancak perşembe günü bir camiye molotofkokteylli saldırı düzenlenmesi, pek çok İslami örgütün yürüyüşü desteklemesine engel oluşturdu. (Dış Haberler)

http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/11/21/haber_134908.ph p

Par Dursun GURSOY
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires - Recommander
Lundi 29 novembre 2004
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, demokratik bir Türkiye'nin, İslami inanç ile modern bir toplum arasında çelişki olmadığının ispatı olacağını söyledi.
      Schröder, başkent Berlin'de düzenlenen ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da katıldığı AB ile ilgili bir toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyeliği ile İslam dünyasına bir köprü kurulması için ''tarihi bir fırsat yakalanacağını'' belirtti.
      Schröder, ''Avrupa değerlerine bağlı demokratik bir Türkiye, İslami inanç ile aydınlanmış modern toplum arasında çelişki olmadığının açık ispatı olacaktır'' dedi.
      Bu durumda Türkiye'nin, Avrupa'nın komşusu olan İslam ülkeleri için model oluşturacağını ifade eden Schröder, ''Bu nedenle Türkiye'nin üyeliği ile haklı olarak Avrupa'nın da ötesinde dünyada barış ve güvenlik ümidi doğuyor'' diye konuştu.
      Schröder, AB'nin genişlemesiyle ilgili endişeleri olanlara yönelik olarak da ''Bu tür endişeler bence kesinlikle yersizdir. Çünkü her genişleme süreci AB'nin derinleştirilmesi ile birlikte yürütülmüştür. Diğer yandan Avrupa coğrafi açıdan tanımlanamaz'' dedi.
      AB üyeliğinin sadece siyasi kriterlere dayandığını kaydeden Schröder, ''Demokrasi, hukuk, insan ve azınlık haklarının korunması gibi Avrupa değerlerine bağlı olan herkese gelecekte de AB üyeliğinin kapalı olmaması gerekir'' şeklinde konuştu.
      Gelecekte önemli bir görevin Avrupa'nın ortak savunma ve güvenlik politikasının geliştirilmesi olacağını ifade eden Schröder, bunun, Avrupa'nın barış ve uluslararası bir düzen sağlanması için tek sesle konuşabilmesi açısından önemli olduğunu söyledi.


Par luka
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires - Recommander
Lundi 29 novembre 2004
Avrupa Birliği'ne (AB) girmeye hazırlanan Türkiye'de dini kısıtlamaların yavaş yavaş kalktığını yazan Wall Street Journal gazetesi, Amerikalı Peder James Bultema'nın 1997 yılından bu yana Antalya'da eski bir kiliseyi yeniden ibadete açma çabalarına geniş yer verdi.
      Gazetenin birinci sayfasından verilen haberde, bu kilisenin ibadete açılması durumunda son 80 yıldır Türkiye'de açılan ilk kiliseyi teşkil edeceği ifade edilerek, Türkiye'nin AB üyeliği yolunda dini özgürlükler konusundaki katı kısıtlamaları yavaş yavaş kaldırdığı kaydedildi.
      Ülkede Müslüman olmayan hiçbir grubun 1920'lerden bu yana yeni bir ibadet yerine sahip olamadığı ya da inşa edemediğini ileri süren gazete, önceden var olup da Hıristiyan ve Yahudilerin ibadetine müsaade edilen ibadet yerlerinin boyanması için bile izne ihtiyaç duyulduğu savunuldu.
      Wall Street Journal, Türkiye'deki Müslümanların ibadet için toplanmalarının da sıkı bir şekilde düzenlendiğini ve tüm camilerin mülkiyetinin devlete ait olduğunu da yazdı.
      İstanbul'un fethedildiği 14 yılından sonra Hıristiyanların yüzyıllar boyunca normal dini hayatlarını geliştirerek sürdürdüklerini kaydeden gazetedeki haberde, ilişkilerin Birinci Dünya Savaşı'nda Batılı güçlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertmek için Hıristiyan azınlıkları kullanmasıyla bozulduğu belirtildi.
      Lozan Anlaşması ile 1,5 milyon Hıristiyan Rumun Türkiye'den gönderilmesi ve başka ülkelerdeki 1 milyon Müslüman Türkün Türkiye'ye getirilmesiyle bir nüfus mübadelesinin yapıldığını hatırlatan gazete, Antalya'daki kiliselerin 1949 yılında millileştirildiğini yazdı.
      AB'ye uyum çalışmalarıyla birlikte dini alanda özgürlüklerin de arttığını yazan gazete, çıkarılan bir yasada ''cami'' ifadesinin yerine ''ibadet yeri'' ifadesinin kullanıldığı hatırlatılarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Antalya'da bir cami, bir kilise ve bir sinagog'un yan yana inşa edilmekte olduğunu bildirdi.

Par luka
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

İki kilise öyküsü

İsmet Berkan

(2041 kişi okudu)

Bazen Türkiye'de bazı 'haber'lerin sahiden 'haber' olabilmesi için onların Batı basınında da yer almaları gerekiyor maalesef. Geçen haftaki örnek, Beyoğlu'ndaki Rum Ortodoks kilisesiydi, bu kez ise Alanya'da açılmak istenen Presbiteryen kilisesi. İlkini yaygın Türk medyası The New York Times'a haber olduktan sonra fark etti, ikincisi ise The Wall Street Journal'e haber oldu.
Aslında her iki öykü de aylar önce ve defalarca Radikal'de yer aldı. Bence her iki öykü de fazlasıyla ilginç, fazlasıyla insani, fazlasıyla trajikomik yönler içeriyor.
Geçen yıl Kaide'nin ilk bombaları bir cumartesi günü İstanbul'un iki önemli sinagoğunda patladı. Her iki tapınak da ağır hasara uğradı bu patlamalarda. Bir hafta sonra Kaide'nin hedefi İstanbul'daki Britanya Başkonsolosluğu ve HSBC Bankası'nın Levent'teki genel müdürlük binasıydı. Bu patlamalarda da iki bina gerçekten ağır hasara uğradılar.
İlk günler pek farkına varılmayan bir bina daha vardı ağır hasar alan; Beyoğlu'ndaki Britanya Konsolosluğu'nun yakınındaki bir Rum Ortodoks kilisesi.
Aradan bir yıl geçti. Britanya Konsolosluğu onarıldı, eskisinden daha sağlam oldu. Geçen ay Beyoğlu Galata'daki Neve Şalom Sinagoğu onarılmış ve bu tür bombalı saldırılara karşı güçlendirilmiş haliyle yeniden ibadete açıldı. Ama nedense bombadan hasar gören kilise için aradan geçen bunca zamana rağmen onarım izni verilmemişti. Kilise her an çökebilir ve etrafına zarar verebilir durumdaydı, ama söz konusu izni verecek Vakıflar Genel Müdürlüğü bu durumu umursamıyordu bile.
İşin tuhafı, Neve Şalom'a onarım iznini jet hızıyla veren de aynı genel müdürlüktü. Yani, azınlık vatandaşlarımızdan bir kesimi söz konusu olduğunda yapması gereken işi hakkıyla yerine getiren genel müdürlük, bir başka kesim azınlık vatandaşlarımızın vakfı aynı izni istediğinde dosyayı bir yıldan uzun süre sümenaltında bırakabiliyordu.
Ya Antalya'da yaşanmakta olan trajik komediye ne demeli? Bu öyküyü The Wall Street Journal'ın başarılı Türkiye ve bölge muhabiri Hugh Pope'un kıvrak kaleminden gazetemizin sayfalarında zaten okuyacaksınız.
* * *
Geçen haftanın en önemli haberlerinden birini Hürriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin kaleme aldı. Ergin'in bildirdiğine göre hükümet ve Milli Güvenlik Kurulu, 'gizli anayasa' diye de bilinen Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ni yenilemek için çalışmalara başlamıştı.
Belge yenilenince elbette ona bağlı diğer belgelerin de yenilenmesi gerekiyor. Bağlı belgelerden biri 'İç güvenlik strateji belgesi.' Ve bu belgede hâlâ daha, Rum Patriği'nin 'ekümenik' sıfatını kullanmasının ve Heybeliada'daki ruhban okulunun açılması çabalarının iç güvenliği tehdit ettiği yazılı. Neyse ki yeni versiyonda, nihayet Türkiye'de sayıları 2 bin civarına düşmüş olan Rum vatandaşlarımızın artık bize tehdit oluşturmayacaklarından emin olunuyor galiba.
Kendi vatandaşını tehdit gören, farklı bir dine en ufak hoşgörü göstermeyen, hatta o dinin ibadethanesine bile tahammül edemeyen bir ülkeyiz biz, bunu kabul edelim. Ve hoşgörüyü, toleransı değil en önce farklıya tahammül etmeyi öğrenelim.

Par luka
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

Rahibin kilise çilesi
Rahip Bultema, yedi yıldır mücadele ediyor. FOTOĞRAF: DHA
Antalya'da yaşayan Hıristiyan din adamı James Bultema 1997 yılından beri eski bir şapeli yeniden hizmete açmaya çalışıyor, ilerleme var ama hâlâ sonuç yok

(1045 kişi okudu)

Hugh Pope (Arşivi)

Rahip James Bultema 1997'de bu Akdeniz şehrinin yasemin kokulu dar sokaklarında ağır ağır gezinirken, kendisini terk edilmiş taş bir şapelin önünde buluverir. Bir an şapelin restore edilip tekrar ibadete açıldığını hayal eder. Küçük cemaati için aradığı ibadethane işte burasıdır. "İçeri yürüdüm, durup baktım ve ne kadar güzel olabileceğini düşündüm" diye anlatıyor, Michigan Muskegon'dan gelen Presbiteryen Bultema.
Fakat 42 yaşındaki din adamı o sıra, viran şapeli Türkiye'nin 80 yıl sonraki ilk yeni Hıristiyan kilisesine dönüştürme uğraşının, yıllarca süren bir çaba gerektireceğinden ve ülkenin Avrupa Birliği'ne katılma hedefi açısından bir köşetaşı haline geleceğinden bihaberdir. Rahip Bultema'nın hâlâ süren mücadelesi, gerek Türkiye gerekse Avrupa'nın ülkenin AB'ye katılım sürecine dair yaşadıkları güçlüğü yansıtır nitelikte.
Gelecek ay ise AB liderleri Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmamasına karar verecek. Bazı Avrupalı liderler demografik göstergelere dikkat çekerek, 70 milyonluk Türkiye'nin 10 veya 20 yıl içerisinde Almanya'nın nüfusunu geride bırakacağı uyarısında bulunuyor. Eğer Türkiye AB üyeliğini elde ederse, AB'nin en kalabalık ülkesi Müslüman ülke olacak.
Türkiye AB'ye katılmaya çabalarken, ülkenin kendisini laik bir devlet olarak inşa ettiği 1920'lerden beri yürürlükteki katı kısıtlamaları gevşetmekte. Bu yıla dek hiçbir yeni gayrimüslim topluluk dini bir binaya sahip olmayı veya kendine ait bir dini bina inşa etmeyi başaramamış. 1920'den önce var olan Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerine devam etme izni verilmiş, fakat ibadet mekânlarına bir çivi çakabilmek için bile hâlâ izin almak zorunluluğu var. Müslüman cemaatler de katı düzenlemelere tabiler ve devlet hâlâ bütün camilerin sahibi.
Bugün Türkiye'de 100 binden az Hıristiyan yaşıyor. Fakat Türkiye'deki birçok yerin, Hıristiyanlık tarihinde çok önemli rolleri var. Aziz Paul ve Aziz Barnabas eski Antalya (İncil'de Attalia diye anılır) limanından geçerek Hıristiyanlığı bu topraklarda yayan ilk havariler. Türkiye'nin ticaret merkezi İstanbul, Konstantinopolis olarak bilindiği dönemlerde Hıristiyan dünyasının başkentiydi.
Osmanlıların Konstantinopolis'i ele geçirdiği 1453 yılından sonra bile Hıristiyan cemaatleri asırlar boyu ferah feza yaşar. Fakat ilişkiler, Batılı güçlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertmek için Hıristiyan azınlık ve diğer azınlıklarla işbirliği yaptığı Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında bozulur.
1923'te imzalanan uluslararası anlaşma uyarınca Yunanistan ve Türkiye arasında nüfus mübadelesine gidilir. 1.5 milyon etnik Rum Hıristiyan Türkiye'den Yunanistan'a gönderilirken, 1 milyon Türk Müslüman da ters yönde göç etmek zorunda kalır. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran da aynı anlaşma. Fakat Türkler gayrimüslim azınlıklara şüpheyle bakmaya devam ediyor, 1940'larda adaletsiz biçimde sırtlarına ağır vergiler yüklenir ve 1960'lardaki ayrımcı pasaport yasalarıyla bazıları ülkeyi terk etmeye zorlanır.
İşte Antalya'daki terk edilmiş şapel de 1949'da millileştirilir. İki yıl sonra Türk hükümeti şapeli Antalyalı bir aileye satar ve onlar da şapeli pamuk, susam ve şamfıstığı deposu olarak kullanır.
1980'lerde ekonomisini dünyaya açarak büyük fırsatların peşine düşen Türkiye, 1987'de AB üyeliğine başvurur. Bu yeni iklimi fark eden Mustafa Erbaş, yani şapelin ilk Türk sahibinin torunu, binayı turistler için bir tavernaya dönüştürmeyi düşünür. Fakat anlattığına göre, gerekli izinleri alamaz.
Bu yüzden Erbaş, rahip Bultema boş şapeli satın alıp tekrar kiliseye çevirmeyi teklif ettiğinde sevinir. İki adam, satış işleminin önündeki engellerle birlikte boğuştukları süreçte iyi arkadaş da olur. "Eğer gerçekten Avrupa'ya katılacaksak, bu işi hemen halletmeleri lazım" diyor 73 yaşındaki Erbaş.
Büyükbabası Michigan'da bir kilise kuran rahip Bultema ise, eşiyle birlikte 1990'da İstanbul'a taşınır. Türkiye onu cezbeder, zira Bultema burada doğan Aziz Paul'ün hayatına hayran.
Rahip Bultema Türkiye'ye gelir gelmez Türkçe çalışmaya başlar, bir yandan da kilise faaliyetlerine devam eder. 1993'te ABD'deki 2.5 milyon üyeli Presbiteryen kilisesinin vaizi olarak atanır. İstanbul'da bir Presbiteryen cemaati kurma görevini üstlenir ve Hollanda başkonsolosluğu aracılığıyla faaliyet gösteren Rahip Bultema, uzun süre Türk yasalarına takılmadan çalışmalarını sürdürür.
1996'da, küçük bir Presbiteryen cemaatinin tam mesaili din adamı talep etmesi üzerine Antalya'ya taşınır. Grubun üyelerinden biri olan ve eskiden Amerikan ordusunda sözleşmeli işçi olarak çalışan Carolyn Bulca, o günleri şöyle hatırlıyor: "Günün birinde kiliseye gitmek istediğime karar verdim. Türk arkadaşlarıma gidebileceğim kilise olup olmadığını sorduğumda, bana sadece bu viraneyi gösterebildiler. 'Hey, sizin Avrupa'da camileriniz olabiliyorsa, neden burada tek bir kilise yok?' diye sordum onlara."
Rahip Bultema, bir otelde düzenlenen Paskalya töreniyle işe başlar. Cemaati, Rus fahişelerden Afrikalı göçmenlere kadar her kesimden gelen katılımlar sayesinde onlar basamağıyla yazılacak biçimde büyür. Kısa süre sonra da, sivil kıyafetlerle oturup ayinleri izleyen Türk polisler Bultema'nın dikkatini çeker. Ardından polisler gelip Bultema'dan bu ayinleri düzenleyecek başka bir yer bulmasını ister. Konuştuğumuz
bir polis sözcüsü, herhangi bir şikâyet başvurusu hatırlamadığını söylüyor ve ekliyor: "Burası uygar bir kent." Rahip Bultema Antalya Valisi'nin kendisinden cemaatinin pasaport fotokopilerini rica ettiğini de anlatıyor.
Vali ise yorum yapmaktan kaçınıyor.
Rahip Bultema, kendi kilisesini kurma isteğiyle belediye başkanının planlama ofisine gittiği günü, "Sadece güldüler. Bir kilisenin kurulmasının söz konusu dahi olmadığını söylediler" diye anlatıyor. Dönemin belediye başkanı Hasan Subaşı ise ulusal yasaların rahip Bultema'nın cemaati için daha fazlasını yapmalarını güçleştirdiğini belirterek, "Her şeye rağmen onlara yardım etmek istedik" diyor.
İslamcı gruplar, Türk sağcıları ve laik solcu milliyetçilerin hepsi, din propagandasını ve yabancılara toprak satışını kısıtlayan düzenlemeler yapılması için Türk hükümetine baskı yapmakta. Bazıları bugünlerde bilhassa Amerikalılara şüpheyle baktıklarını söylüyor.
Sık sık yabancı düşmanı tavırlar sergileyen Milliyetçi Hareket Partisi'nin Antalya il teşkilatı başkanı Nizamettin Sağır, "Bu bir savunma refleksi" diye açıklıyor durumu ve ekliyor: "İsterseniz bana komplo teorisyeni deyin, fakat Amerika'nın, bölgemize aç gözlerle bakan bir Hıristiyan tarikatı tarafından yönetildiğini düşünüyorum. Bu yeni bir Haçlı Seferi'ne benziyor."
Şaşkına dönen rahip Bultema, kendisine sempatiyle yaklaşan yerel bir yetkilinin tavsiyesi üzerine, cemaati için yasal bir çerçeve mahiyetinde bir turizm şirketi kurar. Bir işe sahip olması, yeni dini derneklerin kurulmasını kısıtlayan düzenlemeleri atlatmasını sağlar.
Bultema eski şapelin hemen yanında bir ev satın alır ve 1999'da bu evde bir kahvehane ve Aziz Paul Merkezi adlı bir dua salonu faaliyete sokar. Açılışa Antalya Belediye Başkanı ve diğer yetkililer de katılır ve kentin imajını turistler için daha dostane kılan bu teşebbüsten duydukları memnuniyeti dile getirir. Rahip Bultema kahvehaneden elde ettiği geliri kilisesini desteklemekte kullanır, bu arada bir grup Amerikan Presbiteryen kilisesi de Bultema'ya maaş ödemeye başlar.
Bir sonraki yıl yetkililer rahip Bultema'yı davet ederek, 'inanç turizmi' sezonunun açılışında bir ayin düzenlemesini ister. Ayinin Hıristiyanları,
Aziz Paul'ün dua ettiği amfitiyatro ve vaktiyle Noel Baba efsanesine esin kaynağı olan Rum Ortodoks piskoposu Aziz Nikola'nın başkanlık ettiği kilise gibi tarihi yerlere yönlendireceği düşünülür.
Rahip Bultema'nın muhasebecisi Faik Gökpınar (kendisi çoğunluğu muhafazakâr Müslümanlardan menkul iktidardaki AKP'nin bir üyesi), Rahip Bultema'nın akıcı Türkçesi ve ılımlı tavrıyla kendisinin gönlünü fethettiğini anlatıyor. Gökpınar, oteller, restoranlar ve turizm sezonunun doruğa çıktığı dönemde getirilen yabancı turistlerle tıka basa dolu kentin içinde arabasını sürerken, "Arkadaşlarıma bunun tehlikeli misyonerlere benzemeyen bir grup olduğunu açıkladım" diye konuşuyor ve ekliyor: "İzole bir halde yaşayamayacağımıza, böyle yaparsak turizmi durdurmak veya Marlboro sigarası içmeyi bırakmak zorunda kalacağımıza dikkat çektim."
2000 yılında rahip Bultema ve Erbaş, 70 bin dolarlık fiyatta anlaşır. Bultema hemen çoğunluğu Amerikan kaynaklı bir fon oluşturmaya girişir. Fakat 2001'de, Erbaş ve Bultema satış sözleşmesini imzalamadan dakikalar önce tapu dairesinin müdürü arkalarından gelip tek bir şey söyler: "Sorun var." Ticaret Bakanlığı, rahip Bultema'nın kurduğu türden ticari şirketlerin kilise alamayacağına hükmetmiştir.
Rahip Bultema 2002'de Antalyalı yetkililerin kendisinden yine, inanç turizmi sezonunu canlandırmaya yardım etmesini istediklerini anlatıyor. Tam o sırada yerel bir gazete yanlışlıkla, Bultema'nın din propagandası yaptığı için sınır dışı edildiğini öne süren bir haber yayımlar. Bu arada rahip Bultema, feleğin kendisine oyun oynadığını düşünmekle meşguldür.
Zira bir sağanak sırasında, şapelin tepesindeki yarım tonluk taş korniş düşerek arabasını paramparça eder.
Bunlar olup biterken Türkiye AB'ye üyelik başvurusunda bir ileri adım daha atar. Kasım 2002'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın partisi iktidara gelir. Gençliğinde bir İslamcı olmasına karşın Erdoğan, müreffeh Avrupa'nın parçası olmaya ve Türkiye'nin katı laik devleti dahilinde daha dinsel reformlar yapmaya yönelik kararlı bir tutum içindedir. Türk bürokrasisine sistemi liberalleştirmeleri için açık çek verir.
Hollanda'nın Türkiye büyükelçisi Sjoerd Gosses, 2002'de Rahip Bultema'nın macerasını öğrenir. "Eğer ayrımcılık varsa, Türkiye Avrupa'ya katılamaz" diyor Gosses ve ekliyor: "Son 20 yılda Hollanda'da 300 cami inşa edilmesine izin verdik. Türkiye'de bir tane kilise inşa edildiğine tanık olmak istiyorum." Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende de, 2003'teki Türkiye ziyaretinde Erdoğan'a din özgürlüğü konusunda sorular sorar. Toplantıya katılanlar Erdoğan'ın tüylerinin diken diken olduğunu anlatıyor. Fakat Türk başbakan, Türkiye ile ilgili kararın alınacağı 2004'ün ikinci yarısında AB dönem başkanlığını Hollanda'nın üstleneceğinin farkındadır. Toplantıya katılanlara göre, Erdoğan Hollanda Başbakanı'na, "Sizin de kiliseniz olmalı!" der.
Erdoğan bu sözünü bir ay sonra gerçekleştireceğini ve Antalya'ya bir saatlik uzaklıkta bir kilise, bir sinagog ve bir cami inşa edilmesini öngören bir projeyi hayata geçireceğini söylemeyi de ihmal etmez. Bugün o projedeki binaların yarı yarıya bitirilmiş temelleri, bazı sahil otellerinin yanındaki çam ağaçlarının altında öylece duruyor. Mimarlar, yapıların ancak ek ödenek çıkarılması halinde bitirileceğini belirtiyor. Erdoğan bir röportajında da, "Kısa süre sonra hepsinin açılışını aynı anda yapacağız. Bırakın herkes gelsin ve dua etsin; Müslümanlar da, Hıristiyanlar da, Yahudiler de..." diye konuşur.
Erdoğan hükümeti dinsel özgürlüklerin artırılmasını teşvik etme çabası çerçevesinde değişimlere de imza atar. Sözgelimi hükümet geçen yıl ülkenin inşaat yasasındaki 'cami' kelimesinin yerine 'ibadet yerleri' ifadesini koyar. Bu değişiklik bütün dini inançların ibadet için mekânlar inşa etmesine imkân tanıyor. Eski düzenlemeye göreyse yeni camiler inşa edilebiliyor, fakat mülkiyeti Türk Hazinesi'ne verilmek zorunda.
Antalya'da iki Hıristiyan grup daha var ve farklı dillerde ayin yapmaktalar. Almanca konuşan bir grup emekli kendi birliklerini kurmuş ve ayin yapmak için bir ev kiralamış. Almanca konuşan grubun başkanlığını yapan Katolik peder Rainer Korten, "Teoride memnunuz. Ama pratikte ne olduğuna bakalım" diyor. Türkçe konuşan ve din değiştiren bir diğer cemaat ise Aziz Paul Merkezi'ndeki dua salonunu kullanıyor.
Rahip Bultema'nın sayısı 80'e ulaşan İngilizce konuşan cemaati ise şapeli satın alma hakkını elde etme mücadelesini sürdürüyor. Ağustosta rahip Bultema ve avukatı, Antalya'daki yeni dernek sicil dairesinin beyaza boyalı ofislerine gider. Aziz Paul Kilisesi Derneği'ni kurmak için geldiklerini ve şapeli bu derneğin satın alacağını anlatırlar. Birçok yeni yetkili onları buyur eder. Hükümetin 1990'ların sonunda Rahip Bultema'nın dini literatürden oluşan kargosunu sansürlediği aynı büroda otururlar. "Bütün bunlar geçmişte gözümü öyle korkutuyordu ki. Fakat bugün işlerin iyiye gittiğini düşünüyorum" diye fısıldar rahip Bultema. Ve Aziz Paul Kilisesi Derneği, süslü imzalar, damgalar ve mühür eşliğinde, birkaç dakika içinde tasdik edilir.
Bir ay sonra rahip Bultema aynı büroya çağrılır ve bir Türk derneğinin ülke dışından bağış alamayacağını öğrenir. Yani kiliseyi almak için kurdukları fondaki parayı almaları mümkün değildir. "Son derece kafa karıştırıcı. Bazen yapabildiğim tek şey kafa sallamak" diye anlatıyor, kilise için çabalamayı hâlâ sürdüren rahip Bultema. (26 Kasım 2004)

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=135717

Par Dursun GURSOY
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires - Recommander

Recherche

Texte libre

Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .

Geçmisini  fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .

Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti

Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.

Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.

Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.

Créer un blog sur over-blog.com - Contact - C.G.U. - Rémunération en droits d'auteur - Signaler un abus