W3C

  • Feed RSS 2.0
  • Feed ATOM 1.0
  • Feed RSS 2.0

Texte libre

St Jean BaptVaftizci aziz Yahya

Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre

Troubles psychiques :
-
Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.

Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances
(sa vie)
-
Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
-
Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev

Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David
(sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)

Empoisonnement :
-
Sainte Anastasie (sa vie)

Secours spirituel, consolation, componction :
-
Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)

Pour une bonne fin de vie :
-
Saint Archange Michel (sa synaxe)
-
Saint Niphon, Patriarche de Constantinople

Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)

Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (
sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (
sa vie)

Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt

Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)

Magie, démons :
-
Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje

Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :

http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html

 

Recommander

Cliquez ici pour recommander ce blog

Calendrier

Juillet 2008
L M M J V S D
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      
<< < > >>

Lundi 13 décembre 2004

Ortodoks Kilisesi’nde “ökümenik” patriklik olmaz

ALEV ALATLI
.



Ortodoks Kilisesi’nin hiçbir dönemde ‘ökümenik’(1) bir piskoposu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.”(2) Doktrin, bu cümleyle başlar, şöyle devam eder: “Biz, Ortodoks Kilisesi’nin Başı’nın Efendimiz İsa Mesih olduğuna inanırız. Bir ‘başpiskopos’ ya da ‘Ökümenik patrik’in Kilise’nin üzerinde evrensel kaza ve salâhiyet hakkı olmadığı gibi, Roma ya da İskenderiye’deki papaların da yoktur... ‘Patrik,’ ‘başpiskopos,’ ‘metropolit,’ ve benzeri unvanlar, piskoposluğa farklı salâhiyetlerin tevdi edildiği anlamına gelmezler. Ortodoks Kilisesi’nde birlik, ifadesini piskoposlarının ahengi, ortak inancı, ortak kanunları ve ortak ruhani yaşamında bulur. Her piskopos (görünen baş) ve onun cemaati (görünen beden) İsa’nın Bedeni’nin bütününü oluşturur. Başsız bir bedenin var olamayacağı gibi, piskopossuz Kilise de olamaz. Ancak, Cennet’e Yükselmiş olmasına karşın, Tanrımız, Efendimiz İsa Mesih bize söz verdiği gibi (Matta, 28:20) zamanın sonuna kadar bizimle birliktedir; bu nedenle Kendi Bedeni/Cemaatini üzerinde hüküm sürmek için Papalık anlamında bir ‘vekil’e gereksinimi yoktur. Kilise’yi Kutsal Ruh yönlendirir... Ökümenik ve Yerel Konseyler İman için yeni semboller icat etmez... İmanı eyleme dönüştürmenin kanunlarını yayarlar. Yanılmazlık... Tek bir insana veya hiyerarşik bir kurula mal edilemez. Bir kurulun meşruiyeti ‘ökümenik’ olduğu anlamına gelmez çünkü Kutsal Ruh bir kurul aracılığı ile konuşmaya zorlanamaz...”

Temel çelişkiler...

Bu yazıyı Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Cengiz Aktar’ın geçenlerde bu sütunlarda yayınlanan “Patrikhane’nin Avrupa ve dünyadaki önemi” başlıklı yazısının kışkırttığını itiraf etmeliyim. Aktar, makalesine şöyle bir saptamayla başlamıştı: “Bizde resmî olarak Fener Rum Patrikhanesi, dünyada İstanbul Ökümenik Patrikhanesi olarak anılan kurum, 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi konumunda olan bir Türk kurumudur.”

Fener Rum Patrikhane’sinin “...bir Türk kurumu” olduğu meselesine hiç girmeyeceğim. Ancak, yukarıdaki Ortodoks amentüsünden de anlaşıldığı gibi, ne Sayın Bartholomeos, ne de meslektaşları kadim İskenderiye, Antakya ya da Kudüs patriklerinden hiçbirisi “250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi” olduklarını –meğer ki, mezhep değiştirsinler– iddia edemezler. Hal buyken, Aktar’ın “Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması’nda o zamanki nedenlerden ötürü Patrikhane’yi salt yerel bir kurum olarak algılamış ve kurumun evrensel kişiliğini kabul etmemiş.” şeklindeki serzenişi yersiz olduğu gibi, Fener Patrikhanesi’nin “Ortodoks dünya içerisindeki tarihten gelen hiyerarşik yapısını ... muhafaza etmiş olması”ndaki övgü değilse meşruiyet tınısı da yersizdir. “Türkiye AB üyesi olduğu zaman, ülkenin Müslüman dünyada alacağı yeni konuma ilâveten Fener de sözü sayılan, dinî ve kültürel ağırlığı olan bir nevi Vatikan olacaktır.” cümlesine gelince, “Vatikan yanılmazlığı” Ortodoks doktrininde düpedüz şirktir ki, Sayın Aktar’ın ancak dışardan hüküm bildiren bir Müslüman olmasıyla açıklanabilir.

Öte yandan, “Bugün ise Moskova ve Patrik Aleksi’nin 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünya üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyeti engelleyen Bartholomeos’tur.” cümlesini, aba altından değnek göstermek gayreti olarak algıladığımı da söylemeliyim. Ne ki, Rus Ortodoks Kilisesi’nin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde bu da anakronistik bir gayrettir. Sayın Aktar, bundan birkaç yıl önce, Russkaya Misl’de yazan Aleksandr Soljenitsin’in feryadını duymamış olsa gerektir:

“Batılı misyonerler ülkemizi işgal ettiler. Yardım teşkilâtları kuruyorlar, radyoyu, televizyonu ele geçiriyorlar. Ve bütün bunlar, ‘fırsat eşitliği’ adı altında yapılıyor. Fakat Rus Ortodoks Kilisesi’nin onlarla mücadele edecek parası yok. Bütün bunlar zamanla Rusya’yı, halkı Rus Ortodoks olmayan bir ülke haline getirecek.”

Kaldı ki, Rus Ortodoks Kilisesi’nin iki yüz yıldan fazla bir süre (1700-1917) Sayın Bartolomeos’un öykündüğü anlaşılan ökümenik liderlik şöyle dursun, patriği bile yoktur. Patrik Adriyan 1700’de öldüğünde, Çar Deli Petro, yeni bir patriğin atanmasına izin vermez. Sekizinci Henry misali, Kilise’nin başına kendisi geçer. Kilise’nin topraklarının idaresini bir maliye memuruna devrederken, gelirlerinin önemli bir kısmına devlet adına okul ve hastahane yaptırmak üzere el koyar. 1721’de patrikliği toptan lağveder, yerine üyelerini kendisinin saptadığı ‘Kutsal Meclis’i kurar.

Rus Ortodoks Kilisesi’nin kendisine patrik seçmesi ancak 1917 yılında mümkün olur. Ne ki, o da Bolşeviklerin zaferine denk gelir. Lenin’in plânladığı ruhaniyatsız ütopya doğrultusunda, Kilise’nin toptan ortadan kaldırılması gerekir. Yeni Patrik Tikhon’u daha seçildiği gün, ev hapsine mahkûm ederler. Patrik, “Tanrım, Rusya’nın oğulları seninle yaptıkları antlaşmayı bozdular, mihraplarını yıktılar, kiliseler ve Kremlin’deki kutsal eşyalara ateş açtılar, rahiplerini boğazladılar” diye inlerken, birkaç gün içinde St. Petersburg Metropoliti ve üç yardımcısı kurşuna dizilir. Binlerce papaz, keşiş, rahibe hatta sıradan inananlar katledilir ya da sürgüne gönderilirler.

Rus Ortodoksları

Stalin’in 1930’lardaki “Büyük Terör Hareketi”nin hedefi, Kilise’nin sistematik tasfiyesidir. 1917’de Rus topraklarında elli dört bin kilise varken, işgalci Almanlar geldiğinde bu sayı sadece yüzdür. Yüz altmış üç piskopostan, sadece yedisi hayattadır. Binden fazla manastırdan tek bir tane bırakılmamıştır. Keşişler ya gulaglarda ya da Rusya ıssızında yaşamaya çalışmaktadırlar. İlâhiyat mektepleri, kilise okulları, kilise hastahaneleri, kütüphaneleri yerle bir edilmiş, kitaplar, paha biçilmez ikonalar sobalarda yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, cephede ölen askerleri defnedecek papaz bulunamaz.

Halkın maneviyatını güçlendirmeye karar veren Stalin’in dini örgütlerin yeraltından çıkmalarına müsaade etmesi bundandır. 1943 Eylül’ünde gulaglara “rejime bağlılık yemini” etmeyi kabul eden papazların salınmaları için emir gelir. İtibarları iade edilen, maaşa bağlanan papazlar, viraneye dönmüş kiliselerini yeniden açmaya, ibadeti bırakılan yerden başlatmaya girişirler. Kruşçev zamanında pek az da olsa bir gevşeme olur. Brejnev döneminde baskılar yine başlar.

Günümüzde Rus Ortodoks Kilisesi, ülkenin en ücra köşelerinde faaliyet gösteren misyonerle karşı deyiş yerindeyse, “ölüm kalım” savaşı vermektedir. Bir yandan İncil-i Şerif vaizlerinden Yahova Şahitleri’ne, Slav paganizmine kadar türlü mezhepler, diğer yandan da kültler. Bir diğer yandan, serbest piyasa ekonomisi reformlarının adamakıllı sarstığı ekonomi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Dünya Kiliseler Konseyi kılavuzluğunda, Ortodoksluğun temel akidelerini tehdit eden, yeni bir dünya dini oluşturma çabalarının göğüslenmesi gereği.

Neticeyi kelâm, ne İstanbul eski İstanbul’dur, ne Moskova “Tanrı, çar, millet” şiarının eski Moskova’sı. Osmanlı’nın “Balkanlar ve Avrupa’da Katolik dünyaya karşı Ortodoksluğun hamisi olarak politika yapar” olmasının isabeti de ayrıca tartışmaya değer. Hani, diyorum, bir de meselelere “kendi” gözlüklerimizle baksak.

(1) “Ökümenik” yani “ecumenical,” Türkçesi; evrensel.

(2) Üç Aziz Rus Ortodoks Kilisesi

14.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Diğer Yorumlar

> ‘Yargı bağımsızlığı’ suiistimal ediliyor KAZIM BERZEG (14.11.2003)

> Hodorkovski vakıasının perde arkası SİNAN OĞAN (13.11.2003)

> Yargı siyasallaşıyor mu? HACI ALİ ÖZHAN (13.11.2003)

> Türkiye demokrasi için iyi bir model JOHN O’SULLIVAN (13.11.2003)

> Kamu hizmeti ve kamusal alan ESER KARAKAŞ (12.11.2003)

> AB ve ABD arasında seçim yapmak ÖMER TAŞPINAR (12.11.2003)

> Lüksemburg’da başörtüsü LAURENT MIGNON (12.11.2003)

> Başörtüsü yasağında son sığınak: Kamusal alan MUSTAFA BAŞOĞLU (11.11.2003)

> Kıbrıs: İlerlenemeyen konu DOÇ. DR. ŞABAN ÇALIŞ (11.11.2003)

> Irak Vietnam’ın ta kendisi PROF. DR. GABRİEL KOLKO (11.11.2003)

> Devlet yurttaşına yaşam tarzı dayatmamalı DOÇ. DR. MEVLÜT UYANIK (10.11.2003)

> En çok soruya maruz kalan ülke R. KEMAL KARYAĞDI (10.11.2003)

> Kamusal alanda tartışılmayanlar PROF. DR. NACİ BOSTANCI (10.11.2003)

> Kayıp kitabın izinde ELİF ŞAFAK (09.11.2003)

> ‘Kamusal alan yasakçıları’ Atatürk’ü örnek almalı! AV. KEZBAN HATEMİ (09.11.2003)


Yazarın Son Yorumları

> Ortodoks Kilisesi’nde “ökümenik” patriklik olmaz 14.11.2003)

> Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti 31.10.2003)

> “Meslek” olarak Müslümanlık 17.10.2003)

> Doğru değil 04.10.2003)

> Demokratik bir güç olarak “Popülizm” 20.09.2003)

> “Mozaik”miş!!! 05.09.2003)

> Neden koşuyor? 23.08.2003)

> “Birleşmiş Dinler Teşkilâtı” 08.08.2003)

> “Jethro Tull” ya da toprağa geri dönüş 25.07.2003)

> Medeniyet de bir “tasavvur”dur! 11.07.2003)



http://www.zaman.com.tr/2003/11/14/yorumlar/yorum2.htm

par Dursun GURSOY publié dans : Kiliselerden haberler
ajouter un commentaire commentaires (1)    créer un trackback recommander

Recherche

Texte libre

Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .

Geçmisini  fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .

Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti

Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.

Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.

Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.

mesure audience web sur over-blog.com - Contact - C.G.U. - Rémunération en droits d'auteur avec TF1 Network - Signaler un abus