ORTODOKS KILISESINI TANITAN KISISEL WEB SAYFAMA HOSGELDINIZ ! Tanri gÌzelliktir ve her tÌrlÌ dostlugu ve komunyonu yaratanda yine bu gÌzelliktir . |
Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre
Troubles psychiques :
- Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.
Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances (sa vie)
- Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
- Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev
Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David (sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)
Empoisonnement :
- Sainte Anastasie (sa vie)
Secours spirituel, consolation, componction :
- Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)
Pour une bonne fin de vie :
- Saint Archange Michel (sa synaxe)
- Saint Niphon, Patriarche de Constantinople
Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)
Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (sa vie)
Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt
Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)
Magie, démons :
- Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje
Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :
http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html
| Juillet 2008 | ||||||||||
| L | M | M | J | V | S | D | ||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | |||||
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | ||||
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | ||||
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | ||||
| 28 | 29 | 30 | 31 | |||||||
|
||||||||||
|
Ortodoks Kilisesinde ökümenik patriklik olmaz |
Ortodoks Kilisesinin hiçbir dönemde ökümenik(1) bir piskoposu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.(2) Doktrin, bu cümleyle başlar, şöyle devam eder: Biz, Ortodoks Kilisesinin Başının Efendimiz İsa Mesih olduğuna inanırız. Bir başpiskopos ya da Ökümenik patrikin Kilisenin üzerinde evrensel kaza ve salâhiyet hakkı olmadığı gibi, Roma ya da İskenderiyedeki papaların da yoktur... Patrik, başpiskopos, metropolit, ve benzeri unvanlar, piskoposluğa farklı salâhiyetlerin tevdi edildiği anlamına gelmezler. Ortodoks Kilisesinde birlik, ifadesini piskoposlarının ahengi, ortak inancı, ortak kanunları ve ortak ruhani yaşamında bulur. Her piskopos (görünen baş) ve onun cemaati (görünen beden) İsanın Bedeninin bütününü oluşturur. Başsız bir bedenin var olamayacağı gibi, piskopossuz Kilise de olamaz. Ancak, Cennete Yükselmiş olmasına karşın, Tanrımız, Efendimiz İsa Mesih bize söz verdiği gibi (Matta, 28:20) zamanın sonuna kadar bizimle birliktedir; bu nedenle Kendi Bedeni/Cemaatini üzerinde hüküm sürmek için Papalık anlamında bir vekile gereksinimi yoktur. Kiliseyi Kutsal Ruh yönlendirir... Ökümenik ve Yerel Konseyler İman için yeni semboller icat etmez... İmanı eyleme dönüştürmenin kanunlarını yayarlar. Yanılmazlık... Tek bir insana veya hiyerarşik bir kurula mal edilemez. Bir kurulun meşruiyeti ökümenik olduğu anlamına gelmez çünkü Kutsal Ruh bir kurul aracılığı ile konuşmaya zorlanamaz... Temel çelişkiler... Bu yazıyı Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Cengiz Aktarın geçenlerde bu sütunlarda yayınlanan Patrikhanenin Avrupa ve dünyadaki önemi başlıklı yazısının kışkırttığını itiraf etmeliyim. Aktar, makalesine şöyle bir saptamayla başlamıştı: Bizde resmî olarak Fener Rum Patrikhanesi, dünyada İstanbul Ökümenik Patrikhanesi olarak anılan kurum, 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi konumunda olan bir Türk kurumudur. Fener Rum Patrikhanesinin ...bir Türk kurumu olduğu meselesine hiç girmeyeceğim. Ancak, yukarıdaki Ortodoks amentüsünden de anlaşıldığı gibi, ne Sayın Bartholomeos, ne de meslektaşları kadim İskenderiye, Antakya ya da Kudüs patriklerinden hiçbirisi 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi olduklarını meğer ki, mezhep değiştirsinler iddia edemezler. Hal buyken, Aktarın Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşmasında o zamanki nedenlerden ötürü Patrikhaneyi salt yerel bir kurum olarak algılamış ve kurumun evrensel kişiliğini kabul etmemiş. şeklindeki serzenişi yersiz olduğu gibi, Fener Patrikhanesinin Ortodoks dünya içerisindeki tarihten gelen hiyerarşik yapısını ... muhafaza etmiş olmasındaki övgü değilse meşruiyet tınısı da yersizdir. Türkiye AB üyesi olduğu zaman, ülkenin Müslüman dünyada alacağı yeni konuma ilâveten Fener de sözü sayılan, dinî ve kültürel ağırlığı olan bir nevi Vatikan olacaktır. cümlesine gelince, Vatikan yanılmazlığı Ortodoks doktrininde düpedüz şirktir ki, Sayın Aktarın ancak dışardan hüküm bildiren bir Müslüman olmasıyla açıklanabilir. Öte yandan, Bugün ise Moskova ve Patrik Aleksinin 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünya üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyeti engelleyen Bartholomeostur. cümlesini, aba altından değnek göstermek gayreti olarak algıladığımı da söylemeliyim. Ne ki, Rus Ortodoks Kilisesinin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde bu da anakronistik bir gayrettir. Sayın Aktar, bundan birkaç yıl önce, Russkaya Mislde yazan Aleksandr Soljenitsinin feryadını duymamış olsa gerektir: Batılı misyonerler ülkemizi işgal ettiler. Yardım teşkilâtları kuruyorlar, radyoyu, televizyonu ele geçiriyorlar. Ve bütün bunlar, fırsat eşitliği adı altında yapılıyor. Fakat Rus Ortodoks Kilisesinin onlarla mücadele edecek parası yok. Bütün bunlar zamanla Rusyayı, halkı Rus Ortodoks olmayan bir ülke haline getirecek. Kaldı ki, Rus Ortodoks Kilisesinin iki yüz yıldan fazla bir süre (1700-1917) Sayın Bartolomeosun öykündüğü anlaşılan ökümenik liderlik şöyle dursun, patriği bile yoktur. Patrik Adriyan 1700de öldüğünde, Çar Deli Petro, yeni bir patriğin atanmasına izin vermez. Sekizinci Henry misali, Kilisenin başına kendisi geçer. Kilisenin topraklarının idaresini bir maliye memuruna devrederken, gelirlerinin önemli bir kısmına devlet adına okul ve hastahane yaptırmak üzere el koyar. 1721de patrikliği toptan lağveder, yerine üyelerini kendisinin saptadığı Kutsal Meclisi kurar. Rus Ortodoks Kilisesinin kendisine patrik seçmesi ancak 1917 yılında mümkün olur. Ne ki, o da Bolşeviklerin zaferine denk gelir. Leninin plânladığı ruhaniyatsız ütopya doğrultusunda, Kilisenin toptan ortadan kaldırılması gerekir. Yeni Patrik Tikhonu daha seçildiği gün, ev hapsine mahkûm ederler. Patrik, Tanrım, Rusyanın oğulları seninle yaptıkları antlaşmayı bozdular, mihraplarını yıktılar, kiliseler ve Kremlindeki kutsal eşyalara ateş açtılar, rahiplerini boğazladılar diye inlerken, birkaç gün içinde St. Petersburg Metropoliti ve üç yardımcısı kurşuna dizilir. Binlerce papaz, keşiş, rahibe hatta sıradan inananlar katledilir ya da sürgüne gönderilirler. Rus Ortodoksları Stalinin 1930lardaki Büyük Terör Hareketinin hedefi, Kilisenin sistematik tasfiyesidir. 1917de Rus topraklarında elli dört bin kilise varken, işgalci Almanlar geldiğinde bu sayı sadece yüzdür. Yüz altmış üç piskopostan, sadece yedisi hayattadır. Binden fazla manastırdan tek bir tane bırakılmamıştır. Keşişler ya gulaglarda ya da Rusya ıssızında yaşamaya çalışmaktadırlar. İlâhiyat mektepleri, kilise okulları, kilise hastahaneleri, kütüphaneleri yerle bir edilmiş, kitaplar, paha biçilmez ikonalar sobalarda yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarında, cephede ölen askerleri defnedecek papaz bulunamaz. Halkın maneviyatını güçlendirmeye karar veren Stalinin dini örgütlerin yeraltından çıkmalarına müsaade etmesi bundandır. 1943 Eylülünde gulaglara rejime bağlılık yemini etmeyi kabul eden papazların salınmaları için emir gelir. İtibarları iade edilen, maaşa bağlanan papazlar, viraneye dönmüş kiliselerini yeniden açmaya, ibadeti bırakılan yerden başlatmaya girişirler. Kruşçev zamanında pek az da olsa bir gevşeme olur. Brejnev döneminde baskılar yine başlar. Günümüzde Rus Ortodoks Kilisesi, ülkenin en ücra köşelerinde faaliyet gösteren misyonerle karşı deyiş yerindeyse, ölüm kalım savaşı vermektedir. Bir yandan İncil-i Şerif vaizlerinden Yahova Şahitlerine, Slav paganizmine kadar türlü mezhepler, diğer yandan da kültler. Bir diğer yandan, serbest piyasa ekonomisi reformlarının adamakıllı sarstığı ekonomi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Dünya Kiliseler Konseyi kılavuzluğunda, Ortodoksluğun temel akidelerini tehdit eden, yeni bir dünya dini oluşturma çabalarının göğüslenmesi gereği. Neticeyi kelâm, ne İstanbul eski İstanbuldur, ne Moskova Tanrı, çar, millet şiarının eski Moskovası. Osmanlının Balkanlar ve Avrupada Katolik dünyaya karşı Ortodoksluğun hamisi olarak politika yapar olmasının isabeti de ayrıca tartışmaya değer. Hani, diyorum, bir de meselelere kendi gözlüklerimizle baksak. (1) Ökümenik yani ecumenical, Türkçesi; evrensel. (2) Üç Aziz Rus Ortodoks Kilisesi
14.11.2003 |
Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .
Geçmisini fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .
Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti
Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.
Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.
Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.
Rendez vous à tous sur : referencement blog annuaire blog
c'est gratuit ! Ca ne vous coutera que 10 secondes ;) SOYEZ LES PREMIERS !