|
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
ORTODOKS KILISESINI TANITAN KISISEL WEB SAYFAMA HOSGELDINIZ ! Tanri gÌzelliktir ve her tÌrlÌ dostlugu ve komunyonu yaratanda yine bu gÌzelliktir . |
Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre
Troubles psychiques :
- Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.
Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances (sa vie)
- Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
- Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev
Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David (sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)
Empoisonnement :
- Sainte Anastasie (sa vie)
Secours spirituel, consolation, componction :
- Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)
Pour une bonne fin de vie :
- Saint Archange Michel (sa synaxe)
- Saint Niphon, Patriarche de Constantinople
Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)
Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (sa vie)
Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt
Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)
Magie, démons :
- Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje
Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :
http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html
| Novembre 2009 | ||||||||||
| L | M | M | J | V | S | D | ||||
| 1 | ||||||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | ||||
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | ||||
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | ||||
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | ||||
| 30 | ||||||||||
|
||||||||||
|
|
İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır. Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri "Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?" sorularına cevap aramışlardır. M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı "Dünyanın Yedi Harikası" olarak adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:
|
Antipatros'un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır. Ne yazık ki bu eserlerden günümüze sadece Mısır Piramitleri ulaşabilmiştir. Diğerlerinin ise kısmen kalıntıları bulunabilmiş ve hatta bazıları tamamen yok olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda bazı tarihçiler "Dünyanın Yedi Harikası"na denk başka eserler olduğunu ve bu sayının arttırılıması gerektiğini dile getirmişler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yı, Maya ve Aztek tapınaklarını, Tac Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diğer bazı eserleri de harika sanat eserlerinin arasında saymışlardır. Unutmamak gerekir ki, bu eserleri değerlerine, üstünlüklerine göre bir sıraya koymak mümkün değildir. Yaş farkı gözetmeksizin her insanın harika sıfatını almış bu eserleri tanımasının, bu eserlerin ortaya çıkmasındaki ortam, yaşam tarzı ve inanışları bilmesindeki faydaları küçümsenemez.
|
Medeniyetler
|
Biz kimiz? Nerelerden geldik, neler yaptık bu zamana kadar? Bu bölümde, yaşadığımız toprakların eski sahiplerini, geçirdikleri dönemleri yakından tanımaya çalışacağız...
|
![]() |
Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmış durumdaydı. Yazılı kayıtlarda adlarına rastlanan bazı beylikleri şöyle sıralıyabiliriz : | ![]() |
Hitit İmparatorluğunun güçlü bir biçimde varolduğu ve bugünkü Elazığ yöresinde Hurri kökenli İşuwa Krallığını egemenliği altında bulundurduğu yıllarda daha doğuda da (Van gölü yöresinde) birtakım kabileler yaşamaktaydı. |
![]() |
Hitit İmparatorluğunun çökmeye başladığı yıllarda Anadolu Kafkaslar ve Boğazlar üzerinden gelen bazı göçmen grupların etkisi altına girmeye başlamıştı. Doğudan gelenlere Muşkiler deniyordu ve Elazığ yöresine yerleşmişlerdi | ![]() |
Batı Anadoluda Gediz ve Küçük Menderes yörelerinde oturan bu halkın nereden geldiği kesin olarak belirlenememiştir. Antik dönem yazarları onların güneydeki Karyalılar ile kuzeydeki Mysialılar ve Frigler ile akraba olduklarını söylerler. |
![]() |
Hattuşanın M.Ö. 1200 dolaylarında tahribedilmesinden sonra Hitit geleneği Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Mezopotamyada süregider. | ![]() |
M.Ö. 12. yüzyıl başlarında görülen Deniz ve Kuzey kavimlerinin göçleri ile Balkan kavimlerinin göçleri Anadolunun tarhinde yeni oluşumlara yol açmıştır. |
![]() |
Hititler döneminde Anadolu yarımadasının güneyinde Luviler, Paflagonya Bölgesinde Palalar ve diğer bölgelerde Arzava, Kizzuvatna ve Ahhiyava krallıkları bulunuyordu | ![]() |
Geç Neolitik dönemde yaşanan yangınlardan sonra ileri üretici dönem denen Kalkolitik dönem başlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği taş aletlerin yanısıra bakırın da kullanılmaya başlamasıdır. |
|
|
Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı olan tuncun keşfini eklemiştir. | ![]() |
Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. |
|
|
Ilk yaziyi M.Ö.3300 yillarinda SÜMERLER bulmustur. Çivi Yazısı diye adlandirilan bu yazinin kökeni resim-yazi idi. Batida MISIR'i etkilemis, ancak Misir HIYEROLIF yazisi sonra kendi sistemi içinde gelismistir. |
|
Hatti Uygarlığı, Troia ll Yerleşmesi, Karya&Lika Uygarlıkları, İon Uygarlığı, Pers Egemenliği,Hellenistik Çağ, Roma Çağ, Bizans Uygarlığı, Selçuklu Uygarlığı, Osmanlı Devletleri |
|
|
Asur Ticaret Kolonileri Çağı: M.Ö. 2. binin başlarında Tunç Çağının orta dönemine girilir. |
|
İfade edilmek istenen kavramlarda, var olan kayıt sisteminin yetersiz kalması, yazının gelişmesinde çok önemli bir adım atılmasına neden oldu. |
|
|
|
||
|
| |||
|
|
Amazonlar hakkında en geniş bilgiyi haklarında anlatılan öykülerden biliyoruz.Bir rivayete göre Libya da, başkasına göreyse Kafkasya da ortaya çıkmıştı. |
|
Günümüzde Mısırı ziyaret eden turistler Gizedeki piramitleri gezerken bu görkemli yapılar karşısında hayretlerini ve beğenilerini gizleyemiyorlar. Gizede bulunan piramitler durdukları yerde binlerce yıldır görkemli bir uygarlığın öyküsünü anlatır gibidirler. |
|
|
İS 8.-11. savaşçı İskandinav(bugün Norveç,İsveç ve Daimarka)kavimleri Avrupa kıyılarına sık sık saldırılarda bulunuyordu.Önceleri yağma amacı güden bu savaşçılar,sonradan ele geçirdikleri topraklarda yerleşerek çiftçilik yapmaya başladı. |
|
And Dağlarının yüksek kesimlerindeki vadilerde yaşamış ve 12.-16. yüzyıllarda büyük bir imparatorluk kurmuş olan Güney Amerika yerli halkıdır. |
|
|
15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksikanın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuş halk. Nabuva dili konuşan Azteklerin adı, atalarının bir olasılıkla Kuzey Meksikada bulunan anayurdu için kullanılan Aztandan (Beyaz Ülke) gelir. |
|
Orta Amerika Yerlileri olan Mayaların kurduğu büyük uygarlık 16.yüzyılda yıkılmıştır. Bugünkü Meksikanın güneyi, Guatemala ve Belizenin kuzeyinde kalan yerlerde gelişen bu uygarlıktan kalma büyük taş yapılardan oluşan kent kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır |
| Yunan Mitolojisi | |||
|
|
Çoğumuz çocukluğumuzda Hollywood filimlerinide kovboylarla kızılderililer arasındaki savaşlarda kızılderililerden yana taraf olmuşuzdur. Onların ilkel silahlarıyla İstilacılara karşı verdiği amansız mücadeleyi desteklemişizdir. |
![]() |
Batı Rönesans ile beraber Yunan düşüncesini keşfettikten sonra Yunan uygarlığı üzerine bir çok araştırmalar yapılmış , on dokuzuncu yüzyıldan sonra da sistemli kazılara başlanmış |
|
| Ortodoks olan olmayan herkesin gündemindeki ekümeniklik tartışmasına 'Noel Baba' da katıldı. FOTOĞRAF: İBRAHİM LALELİ/DHA |
DHA - ANTALYA - Noel Baba Vakfı tarafından Kale ilçesindeki Aziz Nikola Kilisesi'nde düzenlenen Noel Baba Dünya Barışı'na Çağrı Etkinlikleri'nde, dünya barışı için dua edildi. Etkinliğe, Musevi hahamlığını temsilen Harry Ojalua, Bulgar Evangelis Kilisesi adına İvia Milanov, Bulgar Ortodoks Kilisesi adına Vera Zşkerya, Müslümanları temsilen Demre Müftüsü Hüseyin Yaşar, Bahai Cemaati adına Dr. Suzan Martı katıldı.
Ojalua, ekümenik tartışması başlatan Fener Rum Ortodoks Patrikliği için "Son günlerde İstanbul Rum Ortodoks Kilisesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin vermediği bir unvanı almaya çalışmakta, ruhban okulunun açılmasını sağlamaya çalışarak, kendilerine uluslararası alanda unvan sağlamaya çalışmaktadır. Biz bazı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, piskopos atayarak Demre'ye çengel atmasına karşıyız" dedi. Noel Baba Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Karabulut da, "Buraya, Fener Rum Patrikhanesi'nin piskopos atamasını kınıyoruz. Savcıları göreve çağırıyoruz" diye konuştu.
http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/12/07/haber_136554.php
Çok yüksek bir gökdelene çıkıldığında alttaki insanlar, araçlar, kısacası her şey küçücük görünür. Ademoğlu kendine yakın olan durumlar, sorunlar, bunalımlar ilişkisinde belirgin korku duyar. Ama ıraktaki çalkantılara çoğu kez kılını bile kıpırdatmaz. Korku, Yaradan'ın varlığa koyduğu uyarıcı duygudur. Gong görevini sürdüren çığırtkan gibi korkutucu gelişimleri, tehlikenin yakınlığını bildirir, kişiyi bunları göğüslemeye çağırır.
Hiç kuşkusuz sağlıklı korku var; bir de sağlıksız, gereksiz korku var. İlki yararlı, ikincisi ise işkence çektirici. Çeşit çeşit işkence bilinir, öcülerin çektirdiği işkence öbürlerinkinden beterdir, "insan korkusu tuzağa düşürür; ama RABBE güvenen güvenlik içindedir" diye yazılmıştır Kutsal Kitap'ta (Meseller 29:25). Ademoğlunu titreten öcülerin her biri tutsaklık sürgüsüdür. Pek çok kişi bunlarla yaşama uyanır, bunlarla birlikte gözlerini yaşama kapatır. Canavarın olmadığı yerde canavar arayanların kuşkuculuğu, amansız bir öcünün egemenliğinde bocalamaktır. Birçok kişi öcünün işkencesinden özgürlük dileyecek yerde onu nefis, semirici yiyeceklerle sanki besler!
Bir kişinin yaşamda olgunluğa ulaşıp ulaşamadığı, onun korktuğu şeylere bakıldığında anlaşılabilir, öcü her an köşededir. Ama yaş ilerledikçe öcünün yöntemi, saldırısı, çeşidi de değişir. Bir öcü çekilir, yerini başkasına bırakır. Çocuk doktordan korkar, berberden korkar, yitirilmekten korkar, karanlıktan korkar, annesinin öleceğinden korkar, başka çocuklardan korkar. Zamanla bu öcüler gider, aklın gerisinde başkaları belirir. Bunlar da insana epey işkence çektirdikten sonra buhar gibi dağılır, öte yandan bazı korkular giderek yoğunlaşan baskıyla işkencesini sürdürür. Bilinen öcüler sanki güngünden gelişir, her an başa çorap ördürür.
Atalarımız Adem'le Havva korktu. Kesin buyruğa karşı gelerek günah işleyince, çıplaklıklarından utanç duydular, çattıkları incir yapraklarıyla kendilerine önlük yaptılar. Yaradan'ın sesini işittiklerinde gizlendiler. Tanrı bunun nedenini sorunca Adem şu yanıtı verdi: "Sesini bahçede işittim ve korktum. Çünkü çıplaktım" (Yaradılış 3:1-10). Günah atalarımızın içinde korku doğurdu; korku onları Yaradan'dan gizlenmeye götürdü. Günah, korku, gizlilik.. Bunlar üç yönlü işkence çektiricidir.
Suçlu çıkaran günahtır; canı yıpratır, çözümü gizlenmekte aratır. Bu yüreğin tepkisi, Hak Yargıç'ın öfkesini ve sert kararını beklemektir. Egemen Tanrı'nın buyruklarını çiğneyerek O'nu acındıranın derin korkuyla dolması doğaldır. Bahçedeki ağaç tatlı incirlerle dolu. Arkadaşı çocuğa, "Haydi tırmanıp şu incirlerden doyasıya yiyelim" der. Çocuk olmaz deyince o nedenini sorar. "Çünkü babam ağaca çıkmamamı buyurdu" yanıtıyla karşılaştığında, "Baban iyi bir insandır" der, "böyle şeylere içerlemez!" Çocuk, "İşte bunun için ağaca tırmanmıyorum" der. "Babamın bana el sürmeyeceğini biliyorum. Ama o ağaca tırmanırsam onu açındırmış, utandırmış olurum. Onu neden açındırayım?"
Atalarımız Yaradanları'nı açındıracaklarını akıllarının ucuna bile getirmediler. Büsbütün bencil dürtüyle itkilenerek O'nun kutsal buyruğunu çiğnediler. Sonunda korkudan oluşan işkenceyi çektiler. Bencil eylem onları suçladı, korku işkence doğurdu. Tanrı Adem'le Havva'yı cennetten attı. Aynı ataların çocuğu olan sen de Tanrı yüceliğinden, paydaşlığından yoksun kaldın.
O gün bu gün insanlığın korkusu geneldir. Bireyler korkmakta, toplumlar korkmakta, uluslar korkmakta.. Ve korkunun çeşitleri denizin kumu gibi. Kadın erkek her köşede bir öcüyle karşılaşıyor! Bu nedenle günlerini zehir zıkkım ediyor. Kişiler düşmandan korkuyor, insan insandan korkuyor; parasızlıktan, işsizlikten, hastalıktan, yaşlılıktan, kara talihten, ölümden.. Korku egemen..
Kişinin kişiye, "Allah'tan korkmuyor musun?" dediği çok kez duyulmuştur, insanın içindeki haksızlık, adaletsizlik, acımazlık, bencillik, sömürücülük, baskıcılık Tanrı korkusuna açık çağrıdır. Buna karşı İncil şu kısa ve özlü çözümü sağlıyor: "Sevgide korku yoktur. Yetkin sevgi korkuyu dışlar. Çünkü korkuda işkence vardır. Korkuya kapılan kişi sevgide yetkinliğe erişmemiştir" (l Yuhanna 4:18). Tanrımız herkese korku saçan bir kolağası değil, seven, koruyan, kayıran Rab'dir. Günahın oluşturduğu her tür korkuyu yürekten kaldırmaya biricik Oğlu İsa Mesih'i haçın üzerinde yerimize kurtulmalık sundu. Kurtarıcı İsa Mesih inanlısından korkuyu dışlar.
Mesih inanlısını kesinlikle yüreklendirir: "Bedeni öldürebilen, ama canı öldüremeyenden korkmayın" (Matta 10:28). Ve kudurgan çağın verdiği güvensizliği tüm ürkütücülüğüyle belirtir: "Dünyayı saran olayların korkusundan ve önsezisinden insanların yürekleri eriyecek... Korkma küçük sürü! Çünkü Babanız size hükümranlığı vermekten hoşnut oldu" (Luka 21:26; 12:32).
Gençliğin Korkuları
Uyuşturucular şu kudurgan çağın ön belalarından. Cinayetler zinciri yeryuvarlağını sarıyor. Birleşmiş Milletler hesaplarına göre her kırk saniyede bir insan kardeş intihar ediyor. Irkçılık, şovenizm, rasizm, insanlığın başına çorap ördürüyor. Ve, sahnenin baş oyuncuları genellikle genç kuşak. Psikiyatri uzmanları gençlere bin bir çile çektiren bunalımlar toplamının gerisinde, gelecekten korku etkisi sırıttığını belirtiyor.
Genç kuşaklarda korku egemen. Yaşam gizinin çeşitli gelişimleri, sorunları, bunalımları genç insanı korkunun eşiğine itiyor, yarına karanlık perde çekiyor: Ailede sevgisizlik, toplumda işsizlik-güvensizlik, akranlarda düzensizlik ve nice tatsız etken genç kadını erkeği korku okyanusunda çalkalandırıyor. Genç kızlar ve erkekler arasında esrar eroin tutsaklığı, giderek yoğunlaşan intihar olayları, satanizme dek giden aşırılık çalkantılarının gerisindeki etken nedir?
Bu çağın sorunları arasında hiç kuşkusuz genç kuşağınkiler başta. Şu huzursuz toplumda genç insana güven ve destek sağlayabilen etken çok az. Gençlik bunalımlarına eğilen ruhbilimciler, gençle daha yaşlı insan arasında sağlıklı bağın koptuğuna değinmekte. Şu hızlı ilerleme çağında birçok koruyucu-savunucu bağ kopmuş! Hiç kuşkusuz, toplum-aile bir bütündür. Bu parçalanınca genç insanın iç dünyası da parçalanıyor, korku-kuşku egemen kesiliyor.
Pusulanın iğnesi mıknatıs doğrultusunda döner. Genç yaşamın iğnesi nereye yönelik? Yapıcılığa ya da dağıtıcılığa! Gençliği çeken, iştahlandıran, isteklendiren güç ve etkenler nasıl oluşur? Katkıda bulunanlar ne düşünür? İncil'de şu gerçek belirtilir: "içimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz, kendisi için ölmez" (Romalılar 14:7). Mesih gence yaşlıya yepyeni, arıtılmış, güvenlik bulmuş yaşam vermeye öldü. Doğruluk, düzenlik, sonsuzluk mıknatısıdır O. Sağlıksız çekişlere rest çekebilen, sağlıklı yöne ileten yaşam.. Mesih sağladığı yeni yaşamdan her tür bencilliği dışlar. "O herkesin yararına öldü. öyle ki, yaşayanlar bundan böyle kendileri için değil, onların yararına ölüp dirilen için yaşasınlar" (II Korintolular 5:15). Budur sağlıklı, kusursuz mıknatıs. Yaşam ibresini bu doğrultuya çevirenin bugünü, yarını, sonsuzu sağlam temeldedir. O insanın başkalarına yararlılığı sınavda geçmiş, parlak not almıştır.
Genç varlık Tanrı katında, insan karşısında üstün önem taşır. Onun, korkuları aşarak güvenlik sağlayan değerleri aramaya, bulmaya ve uygulamaya gereksinimini her sarsıntıya üstün gelen İsa Mesih karşılar. Gençlere egemen kesilen korkular zinciri onları her çeşit sağlıksız bağlılığa çekmekte: Uyuşturucular, alkol, evlenmeden bir arada yaşamak, cezaevlerini boylamak, mafıa ağlarına yakalanmak, körpe yaştan yolsuz eylemlerin etkisinde kalmak, vb. Bu tür ilişkilerin korkulu sonuçlar getirmesi doğaldır.
Çağımızda her eylemin, devrimin oluşturucusu genç kuşak. Genç insan ciddilikle toplumuna yarar sağlamak istiyor. Ne var ki, ters ve yanlış akımlar birçok genci yutuveriyor. özgürlük arayışına öncülük eden genç erkeğin, kadının iç dünyası özgürlüğe gereksinimli. Orada belirgin bir boşluk var. Doğa boşluk tanımaz. Boş sanılan yerleri havayla suyla doldurur. Genç yaşam en sağlam ve kalıcı değerlerle dolsun, insanın düzensizlikte çalkalandığı acıklı bir görünüm. Uzaya uydular göndermek çağın başarılarından. Ne var ki, bu başarı uzayda bir sürü tehlikeli uydu bıraktı. Yörüngeden kaymış, yararlılığını yitirmiş uydular. Bunlar korku getiriyor. Tıpkı bazıların korkulu serüvenlere atılması gibi.
Beden yarasına acı duyulur. Ruh yarasıyla kıvranan pek çok genç vardır aramızda. Beden yarası iyi edilebilirken ruh yaraları kangrenleşiyor, ilerleyen yaşı etkiliyor. Tanrının kesin yargısı şu: "insan yüreğinin düşüncesi gençliğinden başlayarak kötüdür" (Yaradılış 8:21). Başına her tür kötülük gelen erdemli insan Eyub bunlarla boğuşurken Tanrı'ya yakınır: "Bana karşı acıklı yargıda bulunuyorsun. Miras olarak bana gençliğimin kötülüklerini veriyorsun" (Eyub 13:26). Kim ister videoda gösterilircesine gençlik günahlarının sergilenişini, en acı, acıklı anıların canlandırılmasını? Katmerli korkuyu oluşturan durum.. Davut şöyle yakarı r: "Gençliğimin günahlarını, ayaklanmalarını anımsama, ya RAB! Kayrana göre, iyiliğine yaraşır biçimde an beni!" (Mezmur 25:27).
Günah en korkutucu öcüden de beterdir, öcü hayali oyalayan bir takıntı ya da kuruntu olmaktan öteye gidemez. Ama günah gerçek nitelikle işkence çektiren egemen güçtür. Tanrı bunun için gence yaşlıya güçlü bir kurtarıcı, güvenlik sağlayıcı atadı, İsa Mesih'in arıtması kesin, tüm varlığı sağaltması etkindir. Elbette, O'nu değerlendirene, günahından dönene.. Tanrı karşısında Mesih'i kurtarıcısı kılana.. O gence, ya da yaşlıya tanrısal güvenlik şöyle belirtilir: "Korkma! Çünkü utanmayacaksın. Çünkü gençliğinin utancını unutacaksın... Küçüğünden büyüğüne dek tümü beni bilecek. RAB buyuruyor. Çünkü kötülüklerini bağışlayacağım ve suçlarını artık anmayacağım" (Yeşaya 54:4; Yeremya 31:34). Böyle kesindir yaşam devrimi, Tanrı'nın sana armağanı..
http://www.kutsalkitap.org/modules.php?name=News&file=article&sid=10
Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .
Geçmisini fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .
Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti
Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.
Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.
Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.