Concours

W3C

  • Flux RSS des articles

Texte libre

St Jean BaptVaftizci aziz Yahya

Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre

Troubles psychiques :
-
Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.

Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances
(sa vie)
-
Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
-
Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev

Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David
(sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)

Empoisonnement :
-
Sainte Anastasie (sa vie)

Secours spirituel, consolation, componction :
-
Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)

Pour une bonne fin de vie :
-
Saint Archange Michel (sa synaxe)
-
Saint Niphon, Patriarche de Constantinople

Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)

Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (
sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (
sa vie)

Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt

Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)

Magie, démons :
-
Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje

Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :

http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html

 

Recommander

Calendrier

Novembre 2009
L M M J V S D
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30            
<< < > >>

Publicité

Mercredi 1 décembre 2004

Türk Ceza Kanunu (TCK), 78 yıl aradan sonra değişiyor.

Tasarı'nın TBMM Genel Kurulu'nun yeni yasama yılında ele alınarak yasalaştırılması planlanıyor.

TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen tasarıda; ceza kanununun amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemek olarak tanımlanıyor.

Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyecek ve güvenlik tedbiri uygulanamayacak.

İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacak. Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacak. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacak.

Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbiri verilecek.

Ceza Kanunu'nun uygulanmasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet veya diğer fikir yahut düşünceler, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumlar yönünden ayrım yapılamayacak ve kimseye ayrıcalık tanınmayacak.

Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılamayacak. Ancak, sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmayacak.

Suçlarda ''etkin pişmanlık'' getiriliyor. Suçtan dolayı pişman olan, suçun ve bunun sonucunda doğacak zararın oluşmasını önleyen, suçlunun yakalanmasına yardım eden kişiye ceza verilmeyecek.

Yabancı ülkede işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kişi, Türkiye'de yeniden yargılanacak.

Bir Türk vatandaşı, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı 1 yıldan az olmayan hapis cezası gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye'de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve kovuşturulabilirliğin bulunması koşuluyla Türk kanunlarına göre cezalandırılacak.

''İşkence ve çevrenin kasten kirletilmesi cezaları'', vatandaş veya yabancı tarafından yabancı ülkede işlenmesi durumunda Türk yasalarının uygulanacağı suçlar arasına girdi.

Irkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti, görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması halinde, suç işleyen kişi hakkındaki iade talebi kabul edilmeyecek.

''OLASI KAST''

Suçun oluşması, kastın varlığına bağlı olacak. Kast, ''suç tipindeki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleşmesi'' olarak tanımlanıyor.

''Olası kast'' da TCK'ya giriyor. Olası kast, kişinin suç tipindeki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen hareket etmesi halinde söz konusu olacak. Bu halde, ağırlaşmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 20 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunacak, diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilebilecek.

Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirlediği hallerde cezalandırılacak. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen sonucunun öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlandı.

Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek ceza, failin kusuruna göre belirlenecek. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan sorumlu olacak. Her failin cezası, kusuruna göre ayrı ayrı belirlenecek.

''HAKSIZ TAHRİK'' İNDİRİMİ

Kamuoyunda, ''töre'' veya ''namus cinayeti'' olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında uygulanan haksız tahrik indirimi uygulaması değiştirildi. Buna göre, ''haksız tahrik'' için haksız bir fiilin varlığı aranacak.

Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18 yıldan 24 yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine de 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verilecek. Diğer durumlarda, verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilecek.

CEZA SORUMLULUĞU

Suçu işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu olmayacak. Bu kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılmayacak. Ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanacak.

Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulacak. Kusur yeteneği olmayanları veya çocukları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılacak.

Başkasını suça azmettiren kişi, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılacak. Çocukların suça azmettirilmesinde cezanın artırılması için altsoy ve üstsoy ilişkisi aranmayacak.

Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterli olacak, suçun işlenişine katılan her kişi kendi kusurlu fiiline göre ceza alacak.

KISA SÜRELİ HAPİS CEZALARI ERTELENECEK

İdam yerine öngörülen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam edecek, sıkı güvenlik rejimine göre çekilecek. Müebbet hapis cezası ise hükümlünün hayatı boyunca sürecek.

Kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesine, cezanın yarısından bir katına kadar süreyle belli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikten yasaklanmaya, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin belirli sürelerle geri alınmasına, kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya çevrilebilecek.

Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebilecek, ancak bu hüküm, bilinçli taksir suçlarında uygulanmayacak.

İşlediği suçtan dolayı 2 yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum olunan kişinin cezası ertelenebilecek.

Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin sonucu olarak bir kamu görevini üstlenme, seçme ve seçilme ehliyeti ve diğer siyasi haklardan, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti yönetici ve denetçisi olma gibi belirli haklardan yoksun bırakılacak.

Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilebilecek.
Suç işleyen çocuklara ve akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri alınabilecek.

İNDİRİM NEDENLERİ

Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine müebbet hapis, müebbet hapis cezası yerine 25 yıl hapis cezası verilecek. Failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri, takdiri indirim nedeni olacak.

Kamuoyunda bir kişiyi öldüren ile birden fazla kişiyi öldürenin aynı cezaya çarptırılması nedeniyle eleştiri konusu olan ''cezaların içtimaı'', TCK'dan çıkarıldı. Bununla, birden fazla müebbet hapis cezası alanın cezalarının ayrı ayrı infaz edilmesine imkan tanındı.

Genel af halinde kamu davası düşecek ve hükmolunan cezalar bütün sonuçları ile birlikte ortadan kalkacak. Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilecek veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilecek ya da adli para cezasına çevrilebilecek. Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini sürdürecek.

TÖRE CİNAYETLERİ

Kasten adam öldürme suçunu işleyen kimse müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacak.

Kasten insan öldürmenin suçu, tasarlayarak; canavarca hisle veya eziyet çektirerek; yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal maddeler kullanılmak suretiyle; üstsoy ya da altsoydan birine ya da eş veya kardeşe, 18 yaşından küçüğe, fizik ve ruhsal açıdan kendisini savunamayacak durumda bulanan kişiye karşı ve kan gütme saikiyle işlenmesi halinde ise kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilecek.

Nitelikli adam öldürme halleri arasında sayılan töre saikiyle işlenen cinayetlerde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenecek.

İhmal sebebiyle kasten insan öldürmenin cezası da ağırlaştırıldı. Belli bir yükümlülüğün ihmaliyle ölüme neden olan kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 20 yıldan 25 yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine 15 yıldan 20 yıla kadar, diğer hallerde ise 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

EVLİLİK DIŞI ÇOCUĞUNU ÖLDÜREN ANNE

Evlilik dışı çocuğu öldüren annenin cezası indirilmeyecek, aksine insan öldürme suçundan ceza alacak.Evlilik dışı doğan çocuğunu öldüren annenin ceza indiriminden yararlanmasını içeren madde, verilen bir önergeyle tasarı metninden çıkarıldı. Buna göre, evlilik dışı doğan bebeğini öldüren annenin cezası indirilmeyecek, aksine insan öldürme suçundan yargılanacak.

Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

İNSAN ÜZERİNDE DENEY YAPMAK YASAK

İnsan üzerinde bilimsel deney yapan kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istenecek. İnsan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğu gerektirmemesi, çeşitli kriterlere dayandırılıyor.

Çocuklar üzerinde bilimsel deney yapılabilmesi için, bu deneyin mutlaka çocuklar üzerinde yapılması ile çocukların ve anne babasının rızası koşulu aranacak.

Hasta üzerinde rızası olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Ancak bilinen tıbbi yöntemlerin uygulanmasının sonuç vermeyeceği anlaşılırsa, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğu gerektirmeyecek.

ORGAN VE DOKU TİCARETİ

Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın kişiden organ alan kimse, 5 yıldan 9 yıla kadar hapse çarptırılacak. Suç konusu doku olursa, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Belli bir çıkar karşılığı hukuka aykırı olarak ölüden organ veya doku alan kimse, 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi de 5 yıldan 9 yıla kadar hapisle yargılanacak.

Organ veya doku teminine yönelik ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi hakkında 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak hakkında verilecek cezada indirim yapılabilecek veya ceza verilmeyebilecek.

İŞKENCEYE AĞIR CEZA

İşkence yapan kamu görevlisi hakkında 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istenecek. İşkence suçunun kasten ihmali durumunda suçu işleyen kamu görevlisi gibi cezalandırılacak.

Yaşı veya hastalığı nedeniyle kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmışsa kasten yaralama, ölmüşse ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygulanacak.

Soykırım, insanlığa karşı suçlar, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı da Tasarı'da düzenlendi.

Tasarı'ya göre, yaşı, hastalığı ve yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu ilgili makamlara bildirmeyen kişilere, 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası verilecek.

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Bu durumda, trafik kazası veya başka nedenlerle yaralanmış kişileri yetkililere bildirmeyen kişiler cezalandırılacak.

KÜRTAJ SÜRESİ KORUNDU

Tasarıda, kürtaj süresi 10 hafta olarak korundu. Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Bu durumda, çocuğun düşürülmesine rıza gösteren kadın hakkında 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilecek.

Rızaya dayalı olsa bile gebelik süresi 10 haftayı doldurmamış olan bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi halinde 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

TECAVÜZLE HAMİLE KALINMASI

Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu (tecavüz) gebe kalması halinde, süresi 20 haftadan fazla olmamak ve kadının rızası alınmak koşuluyla gebeliği sona erdirenlere ceza verilmeyecek. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi zorunlu tutulacak.

Gebelik süresi 10 haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülüyor.

Bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıranlara 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası verilmesini düzenliyor.

CİNSEL SALDIRI

Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişiye, mağdurun şikayeti üzerine, 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verilecek. Fiilin, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda 7 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak. Bunun eşe karşı işlenmesi halinde ise soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurunu şikayetine bağlı olacak.

Cinsel saldırı suçunun beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye, kamu görevinin ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak, bir iki ve üçüncü derecede kan ve kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye, silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde bu ceza, yarı oranında artırılacak.

Cinsel saldırı suçunun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir ve şiddet kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılacak.

Cinsel saldırı suçunun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde faile 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası verilecek. Suç sonucunda mağdurun ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunacak.

ÇOCUKLARIN İSTİSMARI

Tasarıyla, çocukların cinsel istismarına ağır cezalar getiriliyor. Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, 3 yıldan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan veya kayın hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza yarı oranında artırılacak.

REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ

Cebir, tehdit ve hile olmaksızın 15 yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Fail mağdurdan 5 yaş daha büyükse, şikayet koşulu aranmaksızın cezası 2 kat artırılacak.

Bir kişiye cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında mağdurun şikayeti üzerine 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına çarptırılacak.

HÜRRİYETE KARŞI SUÇLAR

Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, öğrencilerin toplu olarak oturdukları bina veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olunması halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Cebir ve tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla kamu kurumu faaliyetinin yürütülmesine engel olunmasına 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Bir kimseye karşı siyasi partiye üye olma veya olmama, siyasi partilerin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi halinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.

Dini ibadet ve ayinlerin toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı bir davranışla engellenmesi halinde aynı ceza verilecek.

Bir kişinin konutuna rızasına aykırı olarak giren veya rızayla girdikten sonra çıkmayan kişiye, mağdurun şikayeti üzerine 6 aydan 2 yıla kadar; hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisi 3 aydan 1 yıla kadar hapisle yargılanacak.

SENDİKAL HAKLARIN KULLANILMASINI ENGELLEME

Hukuka aykırı başka bir davranışla iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişi hakkında ise mağdurun şikayeti üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Bir kimseye karşı sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla cebir veya tehdit kullanan kimse hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cazalandırılacak.

Dilekçe hakkının kulanılmasını engelleyenler hakkında 6 aya kadar hapis cezası istenecek.

AYRIMCILIK

''Ayırımcılık'' suçu, Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasına göre düzenlendi. Buna göre,, ''dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak'' kimi eylemlerde bulunanlar 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacak.

HAKARET

Hakaret suçunun cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası olarak düzenlendi. Hakaret suçunun kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi halinde cezanın alt sınırı 1 yıldan az olmayacak.

Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına hakaret eden kişi, 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılacak.
Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç, hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlı olacak. Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmişse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilecek.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ

Kişiler arasında haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, 6 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılacak. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Kişiler arasında aleni olmayan konuşmaları, taraflardan birinin rızası olmaksızın bir dinleme aletiyle izleyen ve bunları ses cihazıyla kaydeden kişi hakkında 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası istenecek.

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenecek, gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde cezanın alt sınırı 1 yıldan az olmayacak.

Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye 6 aydan 3 yıla kadar hapis; kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse hakkında da aynı ceza; kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi ise 1 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Kişisel verilerin kaydedilmesi, verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya verileri yok etme, şikayete bağlı suç olmayacak.

HIRSIZLIK

Bir başkasına ait taşınır malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla bulunduğu yerden alan kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Ekonomik değer taşıyan her türlü enerji, ''taşınır mal'' sayılacak. Nitelikli hırsızlık suçunun elektrik enerjisi hakkında işlenmesi halinde ise cezası, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olacak.

Kapkaç suçu, ''nitelikli hırsızlık'' kapsamına alınarak, cezası 3 yıldan 7 yıla kadar hapis olarak belirlendi.

Hırsızlık suçunun sıvı veya gaz halindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine, depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde aynı ceza uygulanacak. Bu suç örgüt halinde işlenirse 15 yıla kadar hapis ve 10 bin güne kadar adli para cezasına hükomolunacak.

Hırsızlık suçunun gece işlenmesinde verilecek ceza, üçte bir oranında artırılacak.

Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi ceza verilmekten de vazgeçilecek. Hırsızlık suçu; bir malın geçici bir süre kullanılmasından sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde ceza yarı oranına kadar indirilecek.

Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak amacıyla işlenmesi durumunda olayın özelliğine göre verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi ceza verilmeyebilecek.

YAĞMA VE DOLANDIRICILIK

Yağma suçunun cezası 6 yıldan 10 yıla kadar, nitelikli yağmanın suçu ise 10 yıldan 15 yıla kadar hapis olacak. Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, ancak tehdit ve kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacak.

Başkasının malına zarar veren kişiye 4 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezası; mala zarar vermenin nitelikli haller içine girmesi durumunda ceza 1 yıldan 6 yıla kadar hapis olacak.

İbadethane ve mezarlıklara zarar veren, 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Dolandırıcılığın suçu 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası, bu suçun dini inanç ve duyguların istismarı, kamu kurum ve kuruluşlarının zarara uğraması, bilişim sisteminin kullanılması, sigorta bedelinin almak amacıyla işlenmesi halinde bu ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası hükmolunacak.

HİLELİ İFLAS

Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar vermiş olması halinde 2 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Otomatik aletler aracılığıyla sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi 2 aydan 6 aya kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacak. Şifreli ve şifresiz yayınlardan sahibinin rızası olmadan yararlanan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası istenecek.

Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı satan alan veya kabul eden kişi hakkında 6 aydan 3 yıla kadar ve bin güne kadar adli para cezası istenecek.

GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI

Tasarı'ya göre, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması halinde kişiye 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi hakkında da 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülüyor.

Bir başkasını, sağlığını bozma amacıyla radyasyona tabi tutan kişi 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Atom enerjisini serbest bırakarak patlamaya ve bu suretle bir başkasının hayatını, sağlığını, malvarlığını önemli ölçüde tehlikeye uğratmaya sebebiyet veren kişi hakkında 5 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istenecek.

Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması ve el değiştirilmesi durumunda 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlike oluşturabilecek şekilde ihmal eden kişi hakkında 6 aya kadar hapis ve adli para cezasına istenecek.

İnşaat ve yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli tedbirleri almayan kişi hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis, gözetimi altındaki hayvanı başkalarının sağlığı ve hayatı için tehlike oluşturacak şekilde ihmal eden kişi hakkında da 6 aya kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulan her türlü işareti değiştiren, kullanamaz hale getiren ve konuldukları yerden kaldırarak başkalarının hayatını ve malvarlığını tehlikeye atan kişi 1 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi, 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında başkaları için tehlike oluşturan kişi için de 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

ÇEVRENİN KİRLETİLMESİ

Çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkları toprağa; suya veya havaya kasten bırakan kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar; atık ve artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi hakkında ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istenecek.
Başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine neden olacak şekilde gürültü yapan kişi, 2 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılacak.

GECEKONDU YAPTIRANA AĞIR CEZA

Yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
Yapı ruhsatı alınmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapan ya da bu hizmetlerden yararlanılmasına izin veren kişi de aynı cezaya çarptırılacak.

Yapı kullanma izni alınmamış binalara elektrik, su, telefon; veya gaz bağlantısı yapan veya bu hizmetlerden yararlanılmasına izin veren kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Yapı kullanma izni alınmadan binalarda herhangi bir sınai veya ticari faaliyetin icrasına izin veren kişi 1 yıldan 3 yıla kadar cezasıyla yargılanacak.

UYUŞTURUCU

Uyuşturucu madde kullanımı ve ticaretine karşı ağır cezalar getiriliyor. Kullanmak için uyuşturucu madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası istenecek. Kendisi için uyuşturucu madde üreten kişi için de aynı ceza talep edilecek.

Uyuşturucu madde kullanan kişi hakkında ''denetimli serbestliğe'' hükmolunacak. Bu süre, 1 yıldan 3 yıla kadar
olacak. Kişi, denetimli serbestlik ve tedavisi için gerekli yükümlülükleri yerine getirirse hapis cezası infaz edilmeyecek. Ama bundan vazgeçerse verilen ceza uygulanacak.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız ve ruhsata aykırı olarak imal eden, ülkeye sokan veya ihraç eden kişi, 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası ve 20 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılacak.

Uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkasına veren, parasız devreden, nakleden, depolayan, kazanç amacıyla satın alan hakkında 5 yıldan 15 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar hapis talep edilecek.

Uyuşturucu maddenin eroin, kokain ve esrar olması halinde ceza yarı oranında artırılacak.

Uyuşturucu veya uyarıcı etkisi doğurmamakla birlikte uyuşturucu madde üretiminde kullanılan, ithal ve imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye sokan, imal eden, satan, satın alan, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi 4 yıldan az olmamak üzere hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası istemiyle yargılanacak.

Bu suçlar doktor, veteriner, kimyager, eczacı, laborant, diş hekimi, dişçi, sağlık memuru, ebe, hemşire, hastabakıcı, ilaç ticareti ile uğraşan kişiler tarafından işlenirse ceza yarı oranında artırılacak.

Uyuşturucu madde kullanılmasını kolaylaştırmak için özel yer, donanım ve malzeme sağlayan, kullanılması ve yakalanmasını zorlaştırıcı önlemleri alan, kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren kişiler hakkında 4 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istenecek. Bu suçun sağlık personeli ve ilaç ticareti yapan kişiler eliyle yapılması halinde ceza yarı oranında artırılacak.

Uyuşturucu madde imal eden ve ticaretini yapan kişi yetkili makamlara haber verirse ve verdiği bilgi uyuşturucu ve uyuşturucu
ticareti yapanların yakalanmasına yararsa, bu kişi hakkında ceza istenmeyecek. Kişi, verdiği bilgilerle yetkili makamlara yardım ederse ceza dörtte bir oranında indirilecek.

Uyuşturucu madde kullanan kişi, soruşturma başlamadan yetkililere haber verir ve tedavi olmak istediğini söylerse hakkında ceza istenmeyecek.

BAŞKA YERE ÖLÜ GÖMMEK

İçerisinde zehir bulunan ve üretilmesi, bulundurulması veya satılması izne bağlı olan maddeyi izinsiz olarak üreten, bulunduran, satan veya nakleden kişi, 2 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Sağlık için tehlike oluşturabilecek maddeleri çocuklara, akıl hastalarına veya uçucu madde kullananlara veren veya tüketimine sunan kişi 6 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Bulaşıcı hastalıklara ilişkin önlemlere aykırı davranan kişi hakkında 2 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.
Ölü gömülmesine ayrılan yerlerden başka yerlere ölü gömen veya gömdüren kişi hakkında ise 6 aya kadar hapis cezası istenecek.

SAHTECİLİK

Parada sahteciliğin cezası 2 yıldan 12 yıla kadar hapis, kıymetli damgada sahteciliğin cezası da 1 yıldan 5 yıla kadar hapis olarak öngörülüyor. Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Resmi belgede sahtecilik yapmanın cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis, özel belgede sahteciliğin cezası ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis olarak kabul edildi.

SUÇ İŞLEMEYE TAHRİK

Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla, hayat sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası talep edilecek.

Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye tahrik eden kişi hakkında 15 yıldan 24 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına mahkum edilecek.

Halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

İşlenmiş bir suçu veya işlenmiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kişi hakkında 2 yıla kadar hapis; halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasına çarptırılacak.

İmam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişiler, görevini yerine getirirken devlet idaresini, kanunları veya hükümet icraatlarını alenen kötülerse haklarında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenecek.

ÖRGÜT İÇİN EN AZ 3 KİŞİ

Suç işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasına mahkum edilecek. Örgütün varlığı için üye sayısının en az 3 olması gerekecek.

Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olanlar 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak, örgütün silahlı olması halinde ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılacak.

Örgütün faaliyeti içerisinde suç işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilecek. Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti içerisinde işlenen tüm suçlardan dolayı fail olarak cezalandırılacak.

Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kimse ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı mahkum edilecek. Örgüt içerisinde hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi de örgüt üyesi gibi cezalandırılacak.

Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

Şapka, Türk Harfleri, Giyilmesi Yasak Kisveler Hakkındaki Kanun'un koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında da 3 aydan 1 yıla kadar cezasına hükmolunacak.

UÇAK KAÇIRMAK

Cebir ve tehdit kullanarak ya da hileyle hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi hakkında 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, bu aracı hareket halindeyken durduran ya da başka bir yere götürün kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar; aynı suçun deniz ve demiryolu aracı olması durumunda ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörüldü.

ÇOCUKLARIN PORNOGRAFİDE KULLANILMASINA AĞIR CEZA

Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, 6 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren, bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten; bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten; bu ürünleri içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arzeden; bu ürünleri satışına mahsus alışveriş yerleri dışında satan veya kiraya veren; bu ürünleri sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan, reklamını yapan kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası istenecek.

Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayınlayan veya yayınlamasına aracılık eden kişi 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılacak.

Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişiye, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arzeden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, 1 yıldan 4 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılacak.

Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses ve görüntü içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arzeden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi de 1 yıldan 4 yıla kadar hapisle yargılanacak.

Bu ürünlerin içeriğini basın ve yayın yoluyla yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların ulaşmasını sağlayan kişi ise 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Bu düzenleme, bilimsel eserler ile çocukların pornografide kullanılması hariç olmak üzere sanatsal ve edebi eserler için uygulanmayacak.

FUHUŞ

Tasarıyla, çocukların fuhuşa teşvik edilmesine de ağır yaptırımlar getiriliyor. Çocuğu fuhuşa teşvik eden, bunu kolaylaştıran kişiye 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve 5 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketleri de ''tamamlanmış suç'' gibi cezalandırılacak.

Bir kimseyi fuhuşa teşvik eden ve bunu kolaylaştıran kimseye 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve 3 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Fuhuşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması da fuhuşa teşvik sayılacak. Fuhuş amacıyla ülkeye insan sokan ve ülke dışına insan çıkaran da aynı cezayı alacak.

Fuhuşa sürüklenen kişi tedavi ve terapiye tabi tutulacak.

DİLENCİLİK

Kumar oynanması için yer ve imkan sağlayan kişi hakkında 1 yıla kadar hapis cezası istenecek. Çocukların kumar oynaması için yer ve imkan sağlayan kişi hakkında verilecek ceza, bir katı oranında artırılacak.

Çocukları beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Bu suç 3. derece kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenirse, verilecek ceza yarı oranında artırılacak.

DİNSEL TÖRENLE EVLİLİK

Birden çok evlilik, hileli evlenme veya dinsel törenle evlenen kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.
Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilmesi hükmü TCK Tasarısı'nda aynen korundu.

ÇOCUĞUNU DÖVEN ANNE VE BABAYA DA CEZA

Sağlık kurumundaki bir çocuğu başka bir çocukla karışmasına neden olan kişi hakkında 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.
Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamele yapan kimse, 2 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, korumak veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde disiplin yetkisini kötüye kullanan kimseye, 1 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Aile hukukundan doğan bakım, eğitim, destek olma yükümlüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış olduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimse hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Velayet hakları kaldırılmış olsa da itiyadı sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketler sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocukların ahlaki, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan anne veya baba, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA

Kamu kurum veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalarına ilişkin ihalelere fesat karıştıran kişi hakkında 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istenecek.

İhaleye fesat karıştırma sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmiş olması halinde ceza yarı oranında artırılacak.

Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

TEFECİLİK

''Tefecilik'' suçu da tasarıda yeniden düzenlendi. Buna göre, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verenlere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası verilecek.

Cebir veya tehditle bir kimseyi sınai veya ticari bir sırrı açıklamaya mecbur kılanlar ise 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasıyla
yargılanacak.

SAHTE KREDİ KARTI KULLANAN

Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası verilecek. Bu suçun, bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurumu veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılacak.

Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, 4 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

ZİMMET VE İRTİKAP

Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak.

Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek ceza, üçte birden yarıya kadar indirilecek.
Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle yargılanacak.

Zimmet ve irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun faili olarak sorumlu tutulacak. Denetim görevini ihmal ederek zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlayan kamu görevlisi hakkında 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istenecek.

RÜŞVET

Rüşvet alan veya bu konuda diğer bir kişiyle anlaşmaya varan kamu görevlisi hakkında 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılacak. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacak.

Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde verilecek bu ceza üçte birden yarısına kadar artırılacak.

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacak.

Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız kazanç sağlayan kamu görevlisi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak.

Görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzdan yararlanarak bir başkasına mal veya hizmet satmaya çalışan kamu görevlisi, 6 aya kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılacak.

Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Suçun yargı görevini yapan kişilere karşı işlenmesi halinde bu ceza, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis olacak.

Sıfatı veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticarı sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve begeleri etkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, 1 yıdan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacak. Bu hüküm, fenni keşif ve sınai uygulamaya ilişkin bilgiler için de uygulanacak.

KANUNA AYKIRI EĞİTİM

Kanuna aykırı eğitim kurumu açanlara ve buralarda öğretmenlik yapanlar ile bunları çalıştıranlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Bu yerlerin kapatılmasına da karar verilebilecek.

İFTİRA VE YALANCI TANIK

Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlenmediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasına ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi hakkında 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kişi hakkında 4 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Yalan yere yemin etmenin cezası 1 yıldan 5 yıla kadar hapis; gerçeğe aykırı bilirkişilik ve tercümanlık yapılmasının cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis olarak düzenlendi.

İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde belirti ile karşılaşmasına rağmen durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu konuda gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu hakkında 1 yıla kadar hapis cezası istenecek.

Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olması halinde ceza, yarı oranında

Par luka - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

Bütün Gerçeklik
Hristiyanlığı Kültürel Tutsaklığından Kurtarmak
by Nancy Pearcey

Konuşma yaptığım konferansta öğle yemeğinde bana katılan bir okul öğretmeni "Daha önceki kitabınız Hristiyanların sadece bireylerin değil kültürlerin tümünün kurtarmaya çağrıldığı söylüyor" yorumunu yaptı. Sonra düşünceli bir biçimde ekledi "Bunu daha önce hiç duymamıştım".

Öğretmen “Şimdi Nasıl Yaşamalıyız?” dan bahsediyordu ve bu sözü üzerine tabağımın üstünden ona şaşkınlıkla baktım. Gerçekten kültürün her alanında kurtarıcı bir güç olduğu fikrini bile duymamış olduğunu mu söylüyordu? Kafasını salladı "Hayır, kurtuluşun her zaman tam olarak kişisel /bireysel , canların kurtuluşuyla ilgili olduğunu düşünmüştüm".

O konuşma “Şimdi Nasıl Yaşamalıyız?”daki dünya görüşleri temalı, devam niteliğinde ikinci bir kitap yazma kararımı pekiştirmeye yardımcı oldu. Sadece birkaç yıl önce, bir önceki bölüme başladığımda, dünya görüşü ifadesini kullanmak kimsenin favori açılış cümlesi değildi. İnsanlara dünya görüşü hakkında bir kitap yazdığınızı söylediğinizde donuk bakışlarla karşılaşma ve konunun çabucak değiştirilmesi riskiyle karşı karşıyaydınız. Fakat bugün, ülke genelinde yolculuk ederken müjdeciler arasında tamamen kişisel imandan öteye gitmek, Kutsal Kitabın prensiplerini işe, ticarete ve politikaya uyarlamak için bir isteklilik seziyorum. Herhangi bir Hristiyan yayınını açın ve içinde büyük olasılıkla dünya görüşü konferansları, dünya görüşü kuruluşları ve dünya görüşü programları ile ilgili yarım düzine ilan göreceksiniz. Açıktır ki bugünlerde bu ifadenin kendisi bile güçlü bir pazarlama kaşesine sahiptir. Bu da Hristiyanlar arasında, hayatlarına birlik getirmek için herşeyi kapsayacak bir çerçeveye karşı olan derin açlığa işaret etmektedir.

Bu kitap bu açlığa işaret etmekte ve dünya görüşü hareketini geliştirmek için yeni bir yön sunmaktadır. İmanımızın "dinsel gerçekliğin" özel alanı içinde kilitli kalmasını sağlayan dünyevi/kutsal ayrımını tanımlamanıza yardımcı olacaktır. Kendi hayatınızda ve işinizde bir Hristiyan dünya görüşü oluşturmak için sizi pratik, şekillendirilebilir basamaklardan geçirecektir. Postmodern bir dünyada karşılaştığımız kafa karıştırıcı düşünce labirentleri ve ideolojilerle kesişecek biçimde bir dünya görüşü çerçevesini nasıl uygulayacağınızı öğretecektir. Dünya görüşü çalışmalarının amacı Hristiyanlığı kültürel tutsaklığından salıvermek ve dünyayı değiştirecek gücünü serbest bırakmaktır.

Ünlü Vaftizci vaiz Charles Spurgeon, "Müjde kafese kapatılmış bir aslan gibidir" demiştir. "Savunulmaya değil sadece kafesten salıverilmeye ihtiyacı vardır." Bugün bizim yaşadığımız bu kafes Hristiyanlığı kişisel bir inanç meselesine indirgeyen dünyevi/kutsal ayrımındadır. Kafesin kilidini açmak için Francis Schaeffer'in dediği gibi,



Hristiyanlığın sadece dinsel bir gerçeklik değil bütün gerçeklik olduğuna tam olarak ikna olmamız gerekmektedir.
____________________________________

Politika Yeterli Değil

Bugün bir dünya görüşü mesajının o kadar zorlayıcı olmasının nedeni hâlâ köktenci erken yirminci yüzyıl döneminin etkisinde olmamızdır. O zamana kadar Müjdeciler Amerika'da bir kültürel üstünlük konumunun tadını çıkarmışlardı. Fakat Scopes davasından [Ç.N. ABD’de 1920’lerde Gelenekçiler ile Modernizm yanlılarının mı kütlürel değerlerin kaybı konusundaki ünlü dava kastedilmektedir. ] ve teolojik modernleşmenin yükselmesinden sonra tutucu dinciler kendi içlerine döndüler: Vagonları bir halka haline getirdiler, bir zihniyet kalesi geliştirdiler ve "ayrılıkçılığı" pozitif bir strateji olarak taçlandırdılar. Sonra 1940'larda ve 1950'lerde kaleyi yıkmak için bir hareket başladı. Kendilerini yeni-müjdeciler olarak adlandıran bu grup çevremizi kuşatan kültürden kaçmak için değil onunla içiçe geçmek için çağrıldığımızı savundular. Sadece kişileri değil aynı zamanda sosyal yapıları ve kuruluşları da kapsayacak kurtulma içerikli bir vizyon yaratmak arayışındaydılar.

Hevesle dolu oldukları halde pek çok Müjdecinin başarılarını ciddi bir biçimde sınırlayan bu iş için gerekli olan kavramsal araçtan yoksun olmalarıydı. Örneğin yakın geçmişte pek çok Hristiyan, Amerikan toplumundaki ahlâki ve sosyal düşüşe tepki olarak politik hareketliliği benimsediler. Gittikçe artan sayıda imanlı ofis işleri aramakta; kiliseler seçmen kayıtları organize etmekte; sivil toplum grupları hızla çoğalmakta; Hristiyan yayınlarının ve radyo programlarının gündemlerinde toplum meseleleri hakkında yorumlar sunulmaktadır. Bu artırılmış etkinlik toplum hayatının birçok alanına pek çok iyi sonuç kazandırmış olmakla beraber etkisi çoğunun umduğundan çok daha az olmuştur. Neden? Çünkü genellikle Müjdeciler sahip oldukları tüm yumurtaları aynı sepete koymaktadırlar: Politikanın daha çok kültürü yansıttığını aksinin doğru olmadığını farketmeden - toplumsal alanda bir değişiklik yaratmanın en hızlı ve en kesin yolu olduğu için - politik etkinliğe atladılar.

Müjdecilerin politikaya olan büyük aşklarını Hristiyan bir avukatla ilgili bir hikayeden daha iyi hiçbir şey gösteremez. Başkentte bir iş bulmayı düşünürken kendisine "Ya burda kalıp avukatlık yapmaya devam edersin ya da Washington'a gelip kültürü değiştirebilirsin." diyen Washington bölgesindeki bir hizmet başkanına danıştı. Bunun anlamı kültürel değişimi etkileyebilmenin tek yolunun ulusal politikadan geçtiği idi. Bugün savaş yorgunu politika savaşçıları bu stratejinin limitleri konusunda daha gerçekçi olabilmektedirler. Senato Çoğunluk Lideri Bill Frist'in politik danışmanı Bill Witcherman "politikanın kültür kaynağından çıkan nehrin yönünde aktığını, bunun tersinin doğru olmadığını" anlamış bulunduklarını söylemektedir. "Gerçek değişim kültürle başlamalıdır. Capitol Hill'de bizim yapabileceğimiz tek şey hükümetin sağlıklı kültürel akımlar yetiştirmesi için yollar bulmaya çalışmaktır."

Buna benzer olarak bir zamanlar bir Kongre üyesi bana "Politikaya 1973'teki kürtaj kararından sonra atıldım çünkü onun ahlâkî reforma olan en hızlı yol olduğunu düşünmüştüm. Aslında yasamaya ilişkin bazı zaferlerimiz oldu ama kültürü kaybettik." demişti. Sonunda farkına vardığı şey en etkili çalışmanın sıradan Hristiyanların Tanrının kültürde reform çağrısını kendi yerel etki alanlarında - ailelerinde, kiliselerinde, okullarında, çevrelerinde, işyerlerinde, profesyonel organizasyonlarında ve şehir kuruluşlarında - yerine getirmeleriydi. Kongre üyesi cümlelerini süreklilik gösteren bir değişimi etkileyebilmek adına "Hristiyan bir dünya görüşü geliştirmeliyiz." diyerek sonlandırdı.


Çocuklarımızı kaybetmek

Sadece "kültürümüzü kaybetmiş" değiliz aynı zamanda kendi çocuklarımızı da kaybetmeye devam ediyoruz. Hristiyan evlerde yetişmiş dindar genç insanların koleje başladıktan sonra inançlarını terketmeleri tanıdık fakat trajik bir hikayedir. Bu gidişata neden bu kadar sıklıkla rastlanmaktadır? Çoğunlukla genç İnanlılara nasıl Kutsal Kitaba uygun bir dünya görüşü geliştirecekleri öğretilmediği için. Bunun yerine Hristiyanlık, dinî bir inanış ve kişisel adanma alanı ile sınırlandırılmıştır.

Yakın zamanda çarpıcı bir örnek okudum. Bir Hristiyan okulundaki bir teoloji öğretmeni uzun adımlarla sınıfın ön tarafına doğru yürüyerek tahtanın bir tarafına kalp diğer tarafına da beyin çizmiş. Bu ikisi tahtanın bu iki ucunun olduğu gibi birbirinden ayrıdır, demiş: Kalp din için kullandığımız, beyin ise bilim için kullandığımızdır.

Kurmaca bir hikaye mi? Hristiyanlığın aydınlık karşıtlığının bir karikatürü mü? Hayır bu hikaye o gün o sınıfta olan genç bir bayan tarafından anlatıldı. Daha kötüsü iki yüz civarında öğrenci içinden itiraz eden bir tek kendisi olmuştu. Görünüşe göre geri kalanlar dini "kalp" alanına sınırlamakta olağan olmayan bir taraf bulmamışlardı.

Hristiyan ebeveynler, pastörler, öğretmenler ve gençlik grup liderleri olarak sürekli olarak genç insanların güçlü kültürel eğilimlerin altında yatan güçle aşağı çekilmelerine şahit oluyoruz. Eğer onlara tüm verdiğimiz bir "kalp" dini ise çekici fakat tehlikeli fikirlerin tuzağına karşı koymalarına yeterli olacak kadar güçlü olmayacaktır. Genç inanlılar aynı zamanda evlerinden ayrıldıklarında karşılaşacakları, birbiriyle çekişen dünya görüşlerini analiz ve kritik etmek için gerekli donatıyı sağlayacak, dünya görüşü ve inanç savunması eğitimi verecek bir "beyin" dinine de ihtiyaç duymaktadırlar. Önceden uyarılır ve önceden donatılırlarsa en azından bu genç insanların kendilerini sınıf arkadaşları veya meslektaşları arasında azınlıkta bulduklarında savaşma şansları olur. Gençleri bir Hristiyan aklı geliştirmeleri için eğitmek artık bir seçenek değildir; yaşamı sürdürmede önemi olan donatıların bir parçasıdır.

Kalbe Karşı Beyin

Bir Hristiyan dünya görüşü oluşturmanın ilk adımı "kalp" ve "beyin" arasındaki bu keskin ayrımın üstesinden gelmektir. Hayatın kutsal alana - ki tapınma, kişisel ahlâkı içerir- karşı dünyevî alan -bilimi, politikayı, ekonomiyi ve geriye kalan tüm toplumsal arenayı içerir - olarak ikiye ayrıldığını reddetmek zorundayız. Kafamızdaki bu ayrım Müjde'nin gücünü bugünün tüm kültürünün içine salıvermemize en büyük engeldir.

Üstelik, sosyologların toplumsal/kişisel ayrım olarak adlandırdıkları daha geniş bir bölünme ile, modern toplumun yapısının tamamı, parçalarına ayırarak güçlendirilmektedir. Peter Berger "Modernleştirme beraberinde sosyal hayatın alışılmadık bir şekilde bölünmesini getirmektedir" diye yazmıştır. "Bölünme, toplumsal alanda [bununla eyalet, akademi ve büyük dernekleri kastetmektedir] yer alan çok büyük ve güçlü kuruluşlar ile özel alan arasındadır " - aile, kilise ve kişisel ilişkiler alanı.

Büyük kamu kuruluşları "bilimsel" ve "değerlerden bağımsız" olduklarını iddia etmektedirler - ki bu da değerlerin kişisel seçimin kişisel alanı mertebesine havale edilmesi anlamına gelir. Berger'in açıkladığı gibi: "Kişi, anlamlı bir kimlik oluşturmada çok önemli olan, dinî tercihini ifade etmekten cinsel bir hayat biçimi sürdürmeye kadar büyük bir yelpazedeki faaliyetler içinde kendi yöntemleriyle yalnız bırakılmaktadır". Bu bölünmeyi şu diagramla ifade edebiliriz:

Modern toplumlar keskin olarak bölünmüşlerdir:

ÖZEL ALAN
Kişisel Tercihler

________________________________

TOPLUMSAL ALAN
Bilimsel Bilgi

Kısaca özel alan ahlâkî görecelikle dalgalanmaktadır. Berger'in "dinî tercih" ifadesini kullanmasına dikkat edin. Dine, boyun eğdiğimiz objektif bir gerçek gözüyle değil kişisel zevk meselesi olan bir seçim gözüyle bakılmaktadır. Bu nedenle bu bölünme bazen gerçek/değer ayrımı olarak adlandırılmaktadır.



Değerler keyfî, varoluşçu kararlara indirgenmiştir.

DEĞERLER
Kişisel seçim

_______________________________

GERÇEKLER
Herkesi bağlayan

Schaeffer'in açıkladığı gibi, gerçek konusunun kendisi bölünmüştür - bu iki katlı bir bina benzetmesi ile açıkladığı bir süreçtir: Alt katta herkesi bağlayan, toplumsal gerçekliği gözüyle bakılan bilim ve sağduyu yer almaktadır. Bunun karşıtı, kişisel anlamın mekânı olan anlaşılamaz deneyimler üst kattadır. Bu, insanların "senin için doğru olabilir ama benim için doğru değil" dediğini duyduğumuz özel gerçekliğin alanıdır.

İki-alanlı gerçek teorisi:

ÜST KAT
Makul olmayan, Anlaşılamaz

__________________________________________

ALT KAT
Makul, doğruluğu kanıtlanabilir

Schaeffer yazarken portmodernizm terimi henüz uydurulmamıştı fakat onun bahsettiği kesinlikle buydu. Bugün üst katta postmodernizm bulunurken alt katta hâlâ evrensel, objektif gerçek olduğunu iddia eden modernizmin olduğunu söyleyebiliriz.

Bugünün iki katlı gerçeği:

POSTMODERNİZM
Subjektif, Belirli Gruplara Göre Değişen

____________________________________________

MODERNİZM
Objektif, Evrensel Olarak Geçerli


Bu bölünmenin farkına varmayı öğrenmemizin önemli olmasının nedeni toplumsal alanda Kutsal Kitap perspektifini mantıksız gösterecek tek en güçlü silah olmasıdır. İşte çalışma prensibi: Çoğu Sekülarist, dine doğrudan saldırmak veya yalan olduğunu söyleyerek çürütmek için fazla politiktirler. O zaman ne yapıyorlar? Dini, doğru ve yanlış alanından çıkaran, değer alanına tahsis ediyorlar. Daha sonra Sekularistler dinin toplumsal alanla herhangi bir ilgisi olduğunu inkâr ederken dine elbette "saygı duyduklarını" bize garanti edebilirler.

Phillip Johnson'un dediği gibi, gerçek/değer ayrımı "metafiziksel natüralistlerin (doğacıların) potansiyel olarak problemli olan dindar insanları, bilimin dinî inancı ( bilgi olduğunu iddia etmediği sürece ) geçersiz kılmadığına teminat vererek onları yumuşatmaları mümkündür". Başka bir deyişle herkesin bunun bir özel /k işisel duygu meselesi olduğunu anladığı sürece. İki katlı yapı neyin gerçek bilgi olarak ciddiye alınması gerektiğini, neye yalnız gerçekleşmesi umulan dilekler olarak yol verileceğine karar veren kapı görevlisi larak işlev görmektedir .


Sadece Bir Güç Atağı mı?

Aynı bölünme Hristiyanların toplumsal alanda iletişim kurmakta neden bu kadar zorlandıklarını açıklamaktadır. İnanmayanların söylediklerimizi sürekli olarak zihinsel gerçek/değer süzgecinden geçirdiklerinin farkına varmamız bizim için çok önemlidir. Örneğin, çocuk aldırma veya bioetik veya homoseksüellik gibi önemli bir meselenin durumu üzerine fikrimizi belirttiğimizde toplumun sağlığı için önemli olan objektif bir ahlâkî gerçeği vurgulamaya eğilimliyizdir - fakat onlar bizim sadece subjektif önyargılarımızı ifade ettiğimizi düşünmektedirler. Evrenin tasarımını bilimsel kanıtı vardır dediğimizde ortaya testedilebilir bir gerçek iddiasını atıp olacakları izleme eğilimindeyizdir - fakat onlar "Dinî Haklar politik güç atağına neden oluyor" demektedirler. Gerçek/değer süzgeci söylediğimiz herşeydeki objektif içeriği anında alıp götürmektedir ve bu kapı görevlisinin yanından geçmek için bir yol bulamadığımız sürece inancımızın içeriğini kamu vicdanına getirmekte başarılı olamayacağız.

Lesslie Newbigin'in bunun için gerçeğin bölünmüş kavramının "Müjdenin kültürel tutsaklığı"nda birincil faktör olduğu konusunda bizi uyarmıştır. Bu, Hristiyanlığı özelleştirilmiş değerler üst katında tuzağa düşürdüğü gibi toplum kültürü üzerinde herhangi bir etki bırakmasını da engellemektedir. Hindistanda bir misyoner olarak 40 yıl boyunca çalışmış biri olarak Newbigin Batı düşüncesini diğerlerinden ayıranın ne olduğunu, hayatımız boyunca onun içine dalmış olan çoğumuzdan daha açık bir şekilde seçebilmekteydi. Batıya dönüşünde Newbigin, Hristiyan gerçekliğinin marjinalleştirilme tarzı karşısında şaşkına dönmüştü. Din diye adlandırılan her pozisyonun, artık objektif bilgi gözüyle bakılmayan, değerlerin bulunduğu üst kata yerleştirildiğini görmüştü.

Johnson'un dediği gibi, din "entellektüellerin genellikle, hayale dayalı inançların `eğer sana yarıyorsaŽ kabul edilebildiği özel alana havale ettiği" birşeydir. Bununla birlikte toplumsal alanda uygun gözüyle bakılmazlar. Yakın zamandan sadece tek bir örnek vermek gerekirse, embriyonik kök hücre araştırması konusundaki tartışmada aktör Christopher Reeve Yale Üniversitesindeki bir öğrenci grubuna "Kamu politikası meseleleri hakkındaki tartışmalar sırasında masaya hiçbir din oturmamalıdır" demiştir.

Kamu tartışması masasında yeniden bir yer elde edebilmek için Hristiyanlar, kamuya ait ve özel, gerçek ve değer, dünyevî ve kutsal arasındaki ikiliğin üstesinden gelmek için bir yol bulmalıdırlar. Müjdeyi toplumsal gerçekliği statüsüne geri taşıyarak kültürel tutsaklığından kurtarmalıyız. Dünya görüşleri konusunda profesör olan Michael Goheen "Çağdaş batı kültüründe müjdenin parmaklıklı kafesini kilisenin gerçek-değer ikiliğindeki yeri oluşturmaktadır" demektedir. Tüm hayat üzerinde kurtarıcı bir güç olarak belirleyebilmek üzere Müjdeyi, sadece tüm gerçekliğin holistik (herşeyi kapsayan) görüşünü düzelterek serbest bırakabiliriz.

Zihin Haritaları

Hristiyanlığın bütün gerçeklik hakkındaki doğruluk olduğunu söylemek tam küresel bir dünya görüşü olduğu anlamına gelir. Bu terim tam olarak dünyanın görüşü anlamına gelmektedir, gerçekliğin Kutsal Kitaptan haberdar bir perspektifidir. Bir dünya görüşü bize dünya üzerinde yönümüzü etkili olarak nasıl bulacağımızı söyleyen bir zihin haritası gibidir. Tanrı'nın objektif gerçekliğinin iç dünyamızdaki damgasıdır.

Her birimizin kafasının içinde, dünyanın nasıl olduğunu ve onun içinde nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen evrenin bir modelini taşıdığını söylebiliriz. Hepimizin, içinde yaşadığı zihinsel ya da kavramsal bir evreni olduğuna işaret etmekte olan, dünya görüşleri hakkında klasik bir kitap yanıbaşımızdaki Evren başlığını taşımaktadır - Kimiz? Nereden geldik? Hayatın amacı nedir? gibi hayatın temel sorularına yanıt veren bir prensipler ağı. Kitabın yazarı James Sire, diğer insanlar tarafından tutulmuş olan "yanıbaşımızda" yaşayan zihinsel evrenleri anlamaları için okuyucuları çeşitli dünya görüşlerini gözden geçirmeye davet etmektedir.

Bir dünya görüşü resmi bir felsefe ile aynı şey değildir; aksi taktirde sadece profesyonel filozoflar için olmuş olurdu. Sıradan insanlar bile gerçeğin nasıl işlev gördüğü ile ve nasıl yaşamaları gerektiği ile ilgili fikirleri vardır. Tanrı'nın benzerliğinde yaratılmış olduğumuzdan hepimiz hayattan bir anlam çıkarmak için arayıştayız. Bazı fikirler bilinçsizken diğerleri bilinçlidir fakat birlikte gerçeğin az çok tutarlı bir resmini meydana getirirler. Al Welters dünya görüşleri ile ilgili bir kitabında, insanlar "tamamen keyfî fikirlere sahip olmaktan ya da tamamen ilkesiz kararlar almaktan acizdirler" diye yazmaktadır. Doğal olarak makul ve sorumluluk sahibi varlıklar olduğumuzdan "yaşamak için bir inanca, rotamızı belirleyecek bir tür haritaya ihtiyacımız olduğunu" sezmekteyiz.

Bu biçimde bir "haritaya" ihtiyacımız olduğu fikri öncelikle Kutsal Kitabın insan doğasına ilişkin görüşünden ortaya çıkmaktadır. Marksist, insan davranışının en son olarak ekonomik koşullardan biçimlendiğini söyleyebilir; Freudyen , herşeyi bastırılmış cinsel isteklere atfedebilir; ve davranışçı psikolog, insanları uyarıcıya yanıt veren mekanizmalar olarak görebilir. Fakat Kutsal Kitap yaptığımız seçimlerde önem vermediğimiz faktörün en son inancımız veya dinsel adanmamız olduğunu öğretmektedir. Hayatımız, Kutsal Kitabın Tanrı'sı veya onun yerine geçen bir başkası olsun, taptığımız "tanrı" tarafından şekillendirilmektedir.

Dünya görüşü terimi Almanca'da dünyaya bakışın bir yolu anlamına gelen Weltanschauung (Welt = dünya; schauen = bakmak) kelimesinin çevirisidir. Alman Romantizmi, resmi felsefede olduğu kadar sanatta, edebiyatta ve sosyal kuruluşlarda da, kültürlerin, hayata belirli bir bakış açısının veya çağın ruhunun ifade edildiği herkesi etkileyen karmaşık bir bütün olduğu fikrini geliştirmiştir. O halde herhangi bir kültürün ürünlerini görmenin en iyi yolu, altta yatan dünya görüşünü kavramaktır. Fakat elbette kültürler tarihin akışıyla değişmektedirler, dünya görüşünü açığa çıkaran görecelilik kavramının orijinal kullanımı buradan çıkmıştır.

Bu ifade Hristiyan çevrelerine, Abraham Kuyper ve Herman Dooyeweerd gibi Hollandalı neo-Kalvinist düşünürler aracılığıyla tanıştırılmıştır. Hristiyanların, belirli bir kültürün göreceli bir inancı olmaması fakat Tanrı'nın Sözü'ne dayalı, tüm zamanlar ve mekânlar için doğru olma özelliklerine sahip olmak üzere, eşit biçimde etraflı ve Kutsal Kitaba dayalı bir dünya görüşü - hayata dair, özel Hristiyan kültürü formlarına ulaştıran bir bakış açısı - geliştirmedikleri sürece içinde yaşadıkları çağın ruhunun karşısında olamayacaklarını tartışmışlardır.


Sadece Akademik Değil

Dünya görüşü kavramı geçerlilik kazandığı sürece tümü kolaylıkla yanlış da anlaşılabilir. Bazıları onu üzerinde uzmanlaşılacak başka bir akademik konu - bir zihin egzersizi veya " nasıl/how-to " stratejisi saymaktadır. Diğerleri dünya görüşünü sanki daha etkili aktivizm için bir araç, bir kültür savaşı silahıymışcasına ele almaktadır. Ne yazık ki, başka diğerleri de onu yeni şişirilmiş bir sözcük veya toplumun gözlerini kamaştırmak ve bağışta bulunan kimseleri çekmek için bir pazarlama hilesi saymaktadır.

Gerçek dünya görüşü düşüncesi bir akıl stratejisinden veya güncel olaylar içinde yeni bir gezintiden çok daha ötededir. Özünde ruhsal karakterimizi ve yaşamlarımızın niteliğini derinleştirici özelliktedir. Aklımızın evrenin Rabbine boyun eğmesiyle - O'nun tarafından öğretilmeye karşı bir isteklilik - başlar.



Dünya görüşü incelemelerinde lokomotif kuvvet "Tanrı Rab'bi tüm yüreğinle, tüm canınla ve tüm anlayışınla sevmeye" bağlılık olmalıdır (bkz Luka 10:27).
______________________________________

Bu yüzden entellektüel büyüme için çok önemli olan koşul ruhsal büyümedir, Tanrı'dan " Safsataları ve Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyoruz, her düşünceyi tutsak edip Mesih'e bağımlı kılıyoruz " lütfunu istemektir (2. Korintliler 10:5). Tanrı sadece canların Kurtarıcısı değil aynı zamanda yaradılışın Rabbidir. Onun Rabliğini tanımamızın bir yolu da yaratılışın tüm yönlerini O'nun gerçekliğinin ışığında yorumlamaktır. Tanrı'nın sözü tüm düşüncelerimize ve hareketlerimize yeni bir perspektif sunan gözlükler haline gelir.

Kutsallaşmanın her alanında olduğu gibi aklın yenilenmesi de acılı ve zor olabilir. Esinini Mesih'e karşı fedakârlık gerektiren bir sevgiden ve O'nun Vücudu’nu, kiliseyi, oluşturmak için duyulan yakıcı bir arzudan alan çok çalışma ve disiplin gerektirir. Mesih'in aklına sahip olabilmek için Mesih'le beraber çarmıha gerilmeye, bizi nereye götürürse O'nu takip etmeye istekli olmalıyız - bedeli ne olursa olsun. " Tanrı'nın Egemenliğine, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerek» diyorlardı” (Elçilerin İşleri 14:22 ). Acı ateşleri içinde arınma sürecinden geçtikçe arzularımız saflaşır ve Rab'bin "Egemenliğin gelsin" Dua'sını yerine getirmek için, zihinsel güçlerimiz dahil, varlığımızın herbir parçasının boyun eğmesinden başka birşey istemediğimizi farkederiz. O'nun dünyada bir Hristiyan dünya görüşü geliştirilmesine yönelik amaçlarını öne almak için tüm yeteneklerimizi ve armağanlarımızı O'nun ayaklarına sermeye can atarız. Bunun anlamı O'na adanma ve hizmet yoluyla , tüm benliğimizi Tanrı'nın iradesine teslim etmemiz demektir.

Dünya Görüşü Eğitimi

 Bu kitap dünya görüşü konusunu üç anlayış ipliğini dokuyarak ele almaktadır.

1.Bölüm Hristiyanlığı dinsel gerçeklik alanıyla sınırlayan, çift fikirli kafalar ve parçalanmış yaşamlar yaratan dünyevî/kutsal ikiliğine ışık tutmaktadır. Kişisel bütünlüğü bulabilmek için işimizin ve hayatımızın tüm yönlerini tüm çıplaklığıyla Tanrı'nın idaresine ve gücüne bırakmaya istekli olmalıyız. Bu şekilde dünya görüşü düşüncesi neşe ve tatminkârlığa giden zengin bir bulvar olduğu kanıtlanmış olur - Tanrı'nın gerçeklik ışığından bir kıvılcımın hayatımızdaki her köşeyi aydınlatmasına izin vermenin bir yolu olur.

Bu bölüm ayrıca pratik ve kullanışlı bir dünya görüşü eğitimi sağlamaktadır. Herhangi bir alana Kutsal Kitap temelli bir dünya görüşü aşılayabilmeniz için Yaratılış, Düşüş ve Kurtuluş'un yapısal elemanlarını kullanmak yoluyla somut adımlarla ilerlemenizi sağlayacaktır. Hristiyan olmayan dünya görüşlerini de analiz ederek size İnanç Savunması pratik olanağı da verecektir. Ne de olsa her felsefe veya ideoloji aynı temel soruları yanıtlamak zorundadır:

1. YARATILIŞ: Herşey nasıl başladı?

2. DÜŞÜŞ: Yanlış giden neydi? Kötülüğün ve acının kaynağı nedir?

3. KURTULUŞ: Bunun için ne yapabiliriz? Dünya nasıl tekrar iyi hale getirilebilir?

Bu çerçeveyi uyarlayarak Kutsal Kitaba dayalı olmayan görüşleri belirleyebilir ve sonra da nerede bir yanlışları olduğunu görebiliriz.

2.Bölüm Yaratılış'tan, herhangi bir dünya görüşünün temel başlama noktasından giriş yapmaktadır. Batı'da hüküm süren yaratılış efsanesi Darwinci Evrimdir; dolayısıyla çalışma alanımız ne olursa olsun işe Darwinizm'i eleştirerek başlamalıyız - hem bilimsel iddialarını hem de ima ettiği dünya görüşünü. Bu bölümde bilimin son bulgularının Akıllı Tasarım (Tasarım Mucizesi) kavramını desteklerken naturalist (doğacıların) teorileri nasıl lekelediğini keşfedeceksiniz. Darwinizmin Amerika'nın sosyal ve yasal kuruluşlarını bile yeniden biçimlendirerek saldırgan bir şekilde ve yıkıcı etkilerle nasıl bilimin sınırlarının çok ötesine taşındığını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz.

3.Bölüm Müjdecilerin neden güçlü bir dünya görüşü geleneğine sahip olmadıklarına tarihin bir penceresine dikkatle bakmaya ayrılmıştır. Neden dünyevî/kutsal ayrımı bu kadar katıdır? Burada tarihte ve Amerika'da Müjdeciliğin mirası konusunda bir tur atmak için günümüzden bir adım geriye gidiyoruz. Geçmişimizin tavan arasının altını üstüne getirerek bugünkü düşüncemizi şekillendirmeye devam eden miras alınmış kalıpları teşhis edebiliriz. Dünya görüşüne dair kendi kendini çürüten engelleri belirlemeyi öğrenebiliriz.

4.Bölüm bize dünya görüşü düşüncesinin kalbinin pratik ve kişisel uygulamalarında yattığını hatırlatmaktadır. Aklımızın yenilenmesi ancak tüm benliğimizin Mesih'in Rabliğine teslim etmemiz yoluyla mümkündür. Sadece "Oysa gerekli olan tek bir şey"in var olduğunu farketmeli (Luka 10:42) ve Mecdelli Meryem'in yaptığı gibi İsa'nın ayaklarının dibinde oturup O'ndan öğrenmeye istekli olmalıyız. Sahip olduğumuz düşmüş doğamız nedeniyle tipik olarak üzüntü, kayıp veya adaletsizlik darbeleriyle bacaklarımız yerden kesilmedikçe Rabbin önünde gerçekten oturmuyoruz. Ancak hayallerimiz ve isteklerimiz bizden alındığında kendimiz için ölmüş sayılıyoruz. Mesih'in ölümünde ve yeniden dirilişinde Onunla birleşmemiz - Mesih'in benzerliğine uymamız için - kalbimizin ve aklımızın kutsallaşmasına giden tek yoldur.

Nancy Pearcey

Alınan kısım Nancy Pearcey's Total Truth isimli kitabından alıntıdır.
Kaynak: <
Makalenin İngilizce Kaynağı >
IsaMesih.Org için çeviren. L. K.


Okunması tavsiye edilen İngilizce kaynaklar (İngilizce)

Recommended Reading
from Nancy Pearcey

Editor's note: We have edited Nancy's list, leaving out books that are currently unavailable.
For the complete list, we recommend you pick up a copy of
Total Truth for yourself.

In the following list I have not sought to give a comprehensive listing of resources (for additional titles, see the footnotes). Instead I have focused on works that are particularly helpful in giving a worldview perspective on topics addressed throughout the book. Nor have I given a complete summary of each resource, instead highlighting only the themes that contribute to a better understanding of Christian worldview.

PART I:
Grafting a Christian Worldview

Albert M. Welters: Creation Regained: Biblical Basics for a Reformational Worldview
A great place to begin in understanding worldview concepts such as the structural elements of Creation, Fall, and Redemption.

C. S. Lewis: Miracles, Mere Christianity, The Abolition of Man and God in the Dock: Essays on Theology and Ethics.
Lewis's books are indispensable for anyone who aspires to develop a Christian mind. His apologetics arguments are presented in such a lucid style that they can be understood by those with no philosophical background.

Paul Marshall with Lela Gilbert, Heaven Is Not My Home: Living in the Now of God's Creation
A delightful, colorful introduction to Christian worldview thinking. Marshall explains the framework of Creation-Fall-Redemption (he adds a fourth category: Consummation), and then explores what those categories mean for topics such as work, politics, the arts, and technology. The provocative title is meant to press home the theme that God's creation is good, even though fallen, and that our final destiny is not to live in a disembodied state but to inhabit a new earth.

James Sire, The Universe Next Door: A Basic World View Catalog
Sire lines up various philosophies side by side, from theism to naturalism to New Age pantheism to postmodernism, comparing their answers to basic worldview questions such as: What is ultimate reality? What is human nature? Where is human history going? Working through Sire's comparisons provides a good lesson in how to do worldview analysis.

John Stott, Your Mind Matters
A small classic that I read myself as a recent convert to Christianity, and which has remained popular for three decades. Gives a forceful defense of the importance of the mind in Christian discipleship.

J. P. Moreland, Love Your God with All Your Mind: The Role of Reason in the Life of the Soul
Moreland makes a powerful case for the role of the mind in spiritual growth.

Gene Edward Veith, Loving God with All Your Mind: Thinking as a Christian in the Postmodern World
Veith urges Christians to affirm what is good about modernity, while exposing what is false and harmful. He has written several other books with a strong world-view perspective: a book on literature (Reading Between the Lines), one on the arts (State of the Arts), and another on postmodernism (Postmodern Times). All are recommended as informative yet accessible treatments of the impact of worldviews.

David Naugle, Worldview: The History of a Concept
Naugle has done great service in tracing the source and development of the con­cept of "worldview" from the time the word was coined back in 1790 by Immanuel Kant ("Weltanschauung"). The term later was used by thinkers from Abraham Kuyper to Carl F. H. Henry to Francis Schaeffer to urge that Christianity must be understood as a comprehensive, holistic philosophy of life.

Abraham Kuyper, Lectures on Calvinism
A good primer on Dutch neo-Calvinism. Kuyper argues that secularism is a comprehensive worldview, and that Christians will not be able to counter it unless they develop an equally comprehensive biblical worldview. He bases the call to world-view thinking on the Calvinist emphasis on God's sovereignty, which implies that the Lordship of Christ is meant to extend over all aspects of society—politics, sci­ence, the arts, and so on. This is not a theocratic vision, for the task is not to be accomplished by ecclesiastical control (that was the mistake of the Middle Ages) but rather by persuasion.

 

The Two-Realm Theory of Truth

Francis Schaeffer, Escape from Reason, The God Who Is There (also available in The Complete Works of Francis A. Schaeffer, and The Francis Schaeffer Trilogy)
In these books, Schaeffer explains the history of the two-story division of knowledge, often referred to today as the fact/value split. He also describes his highly effective apologetics method, which combined elements of both evidentialism and presuppositionalism.

Lesslie Newbigin, Foolishness to the Greeks: The Gospel and Western Culture
When Newbigin returned to the West after forty years as a missionary in India, he was struck by the way the fact/value split keeps Western Christianity locked into the private sphere of personal values. He writes persuasively on the need to pre­sent the gospel instead as "public truth."

 

Applications of Worldview

Gene Edward Veith, God at Work: Your Christian Vocation in All of Life
Veith offers a good discussion of the Reformation theme of Christian vocation, which rejected the secular/sacred dualism while giving spiritual meaning to every kind of work.

John D. Beckett, Loving Monday. Succeeding in Business "Without Selling Your Soul
Influenced by Schaeffer, Beckett does a nice job of introducing worldview principles to men and women involved in business.

 

PART 2
Darwinism and Intelligent Design

Denyse O'Leary, By Design or By Chance? The Growing Controversy over the Origin of Life in the Universe
Written in clear, punchy prose, this book takes an objective approach aimed at the undecided, so it is a good book to hand to friends who are not Christian. A former textbook writer, O'Leary maintains an informative tone, and includes lots of little text boxes with interesting tidbits.

Jacques Barzun, Darwin, Marx, Wagner: Critique of a Heritage
Barzun's classic treatment of the philosophical issues at stake in Darwinism remains instructive. "By substituting Natural Selection for Providence, the new sci­ence . . . had to become a religion."

Jonathan Wells, Icons of Evolution
This is a great place to begin if you are new to the topic of Intelligent Design. Wells dissects what's wrong with the images employed most frequently to support Darwinism in textbooks and museums—the images that were no doubt implanted in your mind as a child, and that your own children will encounter as well.

Phillip E. Johnson, Reason in the Balance: The Case Against Naturalism in Science, Law, and Education and The Wedge of Truth: Splitting the Foundations of Naturalism
As a lawyer, Johnson has led the way in framing the logic of the case for Intelligent Design. He is also adept at describing the broader cultural implications of Darwinian naturalism. In these two books, he highlights the way Darwinism cements the fact/value split, keeping Christianity marginalized in the private sphere.

Michael Behe, Darwin's Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution
Behe teaches science writing as well as biochemistry, which explains why his book is written in such a clear and readable style, sprinkled with illustrations and analogies to bring it to life for the ordinary reader. Behe explicates the concept of "irreducible complexity," arguing that it cannot be accounted for by any gradualist, Darwinian process.

Neal Gillespie, Charles Darwin and the Problem of Creation
Gillespie focuses the debate over Darwinism on the question of what constitutes genuine knowledge. Darwin's goal, he shows, was to change the very definition of scientific knowledge to permit only unguided natural causes.

William A. Dembski, Intelligent Design: The Bridge Between Science and Theology
Dembski is a prolific theorist for the Intelligent Design movement. He has devel­oped a three-stage Explanatory Filter to formalize the criteria we employ in deter­mining whether an event is the product of chance, law, or design.

Collections with Various Authors

Mere Creation, edited William A. Dembski
A collection of substantial, sometimes technical essays given at the conference that officially started the Intelligent Design movement. The range of essays gives a sense of the breadth of issues involved in the debate.

Signs of Intelligence: Understanding Intelligent Design, edited William A. Dembski and James M. Kushiner
A less technical collection of essays on Intelligent Design theory, suitable for a general audience.

Darwinism, Design, and Public Education, edited John Angus Campbell and Stephen C. Meyer
What makes this book significant is, first, that it was peer-reviewed and published by a mainstream university press. Second, it contains essays by both proponents and critics of Intelligent Design theory, engaging in genuine dialogue (though the pros outnumber the cons). Third, it contains some of the most recent, cutting-edge arguments.

Uncommon Dissent: Intellectuals Who Find Darwinism Unconvincing, edited by William A. Dembski
A fascinating collection of essays by public intellectuals from various theological perspectives who explain their reasons for questioning Darwinism.

 

 

PART 3:
Evangelicalism and its History

Roger Finke and Rodney Stark, The Churching of America 1776-1990: Winners and Losers in Our Religious Economy
Written in readable, even sprightly prose, this book by two sociologists shows why evangelicalism has been such a powerful and vibrant force on the American reli­gious scene. The authors explain why, historically, the evangelical denominations outstripped the established churches, and why evangelical groups continue to thrive and grow today.

Mark Noll, The Scandal of the Evangelical Mind
A good place to start in seeking to understand why evangelicalism has historically had a weak intellectual tradition. "The scandal of the evangelical mind is that there is not much of an evangelical mind," Noll writes, adapting the most famous line from Harry Blamires's classic book The Christian Mind. Focusing on fundamen­talism, Pentecostalism, and dispensationalism, Noll diagnoses the negative effect these movements have had on Christian intellectual life.

Os Guinness, Fit Bodies, Fat Minds: Why Evangelicals Don't Think and What to Do About It
A semi-popular treatment of anti-intellectualism in American evangelicalism. Guinness argues that "the real damage to evangelicals was self-inflicted," through internal trends such as pietism, primitivism, and populism.

lain Murray, Revival and Revivalism: The Making and Marring of America Evangelicalism 1750-1858
Murray cites frequently from original sources, conveying a good firsthand sense of the revivalists' warm piety and earnest efforts to bring people to salvation. He also explains why some supporters of the revival movement later broke away. objecting to new high-pressure techniques touted as the means to guarantee sure-fire, near-mechanical results.

Richard Hofstadter, Anti-Intellectualism in American Life
This older treatment still contains large elements of truth, especially in its critique of the anti-intellectual elements within evangelicalism.

David Bebbington, Evangelicalism in Modern Britain: A History from the 1730s to the 1980s
To put American evangelicalism within a wider context, it is good to understand evangelicalism in Britain as well.

 

The First Great Awakening

Ronald Knox, Enthusiasm: A Chapter in the History of Religion
As a Catholic, Knox started out as a critic of pietism and evangelicalism. But after spending a decade studying figures like Wesley and Whitefield, he ended up with a profound appreciation for the evangelicals' sincere and dedicated commitment to the gospel.

Alan Heimert, Religion and the American Mind: From the Great Awakening to the Revolution
Heimert gives a good account of the emerging conflict between "head" and "heart" in the First Great Awakening, though his interpretation of the relationship between the awakening and the American Revolution remains controversial.

Patricia Bonomi, Under the Cope of Heaven: Religion, Society, and Politics in Colonial America
Bonomi stresses how the revivalists "rehearsed" themes of autonomy and popu­lar sovereignty that contributed to the revolutionary mentality in America's drive for independence from Britain.

Nathan O. Hatch, The Sacred Cause of Liberty: Republican Thought and the Millennium in Revolutionary New England
Hatch emphasizes the identification of religion with revolutionary politics that was characteristic of the First Great Awakening. Whereas religion had traditionally concerned itself with holiness, religious leaders in pre-Revolutionary America became concerned with liberty. Whereas the enemy of religion had traditionally been identified as heresy, it was now identified as tyranny.

Harry Stout, The Divine Dramatist: George Whitefield and the Rise of Modern Evangelicalism; Stephen Marini, Radical Sects of Revolutionary New England
Both books give a somewhat critical perspective on Whitefield as the initiator of many of the trends that have become problematic in evangelicalism today—the emotionalism, the focus on celebrities, the use of commercial marketing techniques, and so on. Balance this interpretation with the more positive account in Arnold Dallimore,
George Whitefield: The Life and Times of the Great Evangelist of the 18th Century Revival.

 

Second Great Awakening

Nathan O. Hatch, The Democratization of American Christianity
If you want to understand the history of American evangelicalism, this is the place to begin. It focuses on the Methodists, Baptists, Disciples, and other groups once dismissed as "upstarts" by the established churches, but whose form of spirituality has become in many ways the most widespread and defining form of spiritual­ity in America today.

Richard T. Hughes and C. Leonard Alien, Illusions of Innocence: Protestant Primitivism in America, 1630-1875
An excellent description of the tendency toward "primitivism" in American evangelicalism—the idea that it is possible

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Etik sorunlar
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

 
CNN.com  
Powered by  
 * Please note, the sender's email address has not been verified.
   
 


 
   
   
  Click the following to access the sent link:
   
 
CNN.com - Vatican returns relics to Istanbul - Nov 27, 2004* CNN.com will expire this article on 12/27/2004.CNN.com will expire this article on 12/27/2004.
     
  SAVE THIS link FORWARD THIS link
 
   
Get your EMAIL THIS Browser Button and use it to email information from any Web site.
   
   
  *This article can also be accessed if you copy and paste the entire address below into your web browser.
http://www.cnn.com/2004/WORLD/europe/11/27/vatican.orthodox.ap/index.html

Par luka - Publié dans : Haber ajanslari
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

Rahibin kilise çilesi
Rahip Bultema, yedi yıldır mücadele ediyor. FOTOĞRAF: DHA
Antalya'da yaşayan Hıristiyan din adamı James Bultema 1997 yılından beri eski bir şapeli yeniden hizmete açmaya çalışıyor, ilerleme var ama hâlâ sonuç yok

(1045 kişi okudu)

Hugh Pope (Arşivi)

Rahip James Bultema 1997'de bu Akdeniz şehrinin yasemin kokulu dar sokaklarında ağır ağır gezinirken, kendisini terk edilmiş taş bir şapelin önünde buluverir. Bir an şapelin restore edilip tekrar ibadete açıldığını hayal eder. Küçük cemaati için aradığı ibadethane işte burasıdır. "İçeri yürüdüm, durup baktım ve ne kadar güzel olabileceğini düşündüm" diye anlatıyor, Michigan Muskegon'dan gelen Presbiteryen Bultema.
Fakat 42 yaşındaki din adamı o sıra, viran şapeli Türkiye'nin 80 yıl sonraki ilk yeni Hıristiyan kilisesine dönüştürme uğraşının, yıllarca süren bir çaba gerektireceğinden ve ülkenin Avrupa Birliği'ne katılma hedefi açısından bir köşetaşı haline geleceğinden bihaberdir. Rahip Bultema'nın hâlâ süren mücadelesi, gerek Türkiye gerekse Avrupa'nın ülkenin AB'ye katılım sürecine dair yaşadıkları güçlüğü yansıtır nitelikte.
Gelecek ay ise AB liderleri Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmamasına karar verecek. Bazı Avrupalı liderler demografik göstergelere dikkat çekerek, 70 milyonluk Türkiye'nin 10 veya 20 yıl içerisinde Almanya'nın nüfusunu geride bırakacağı uyarısında bulunuyor. Eğer Türkiye AB üyeliğini elde ederse, AB'nin en kalabalık ülkesi Müslüman ülke olacak.
Türkiye AB'ye katılmaya çabalarken, ülkenin kendisini laik bir devlet olarak inşa ettiği 1920'lerden beri yürürlükteki katı kısıtlamaları gevşetmekte. Bu yıla dek hiçbir yeni gayrimüslim topluluk dini bir binaya sahip olmayı veya kendine ait bir dini bina inşa etmeyi başaramamış. 1920'den önce var olan Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerine devam etme izni verilmiş, fakat ibadet mekânlarına bir çivi çakabilmek için bile hâlâ izin almak zorunluluğu var. Müslüman cemaatler de katı düzenlemelere tabiler ve devlet hâlâ bütün camilerin sahibi.
Bugün Türkiye'de 100 binden az Hıristiyan yaşıyor. Fakat Türkiye'deki birçok yerin, Hıristiyanlık tarihinde çok önemli rolleri var. Aziz Paul ve Aziz Barnabas eski Antalya (İncil'de Attalia diye anılır) limanından geçerek Hıristiyanlığı bu topraklarda yayan ilk havariler. Türkiye'nin ticaret merkezi İstanbul, Konstantinopolis olarak bilindiği dönemlerde Hıristiyan dünyasının başkentiydi.
Osmanlıların Konstantinopolis'i ele geçirdiği 1453 yılından sonra bile Hıristiyan cemaatleri asırlar boyu ferah feza yaşar. Fakat ilişkiler, Batılı güçlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertmek için Hıristiyan azınlık ve diğer azınlıklarla işbirliği yaptığı Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında bozulur.
1923'te imzalanan uluslararası anlaşma uyarınca Yunanistan ve Türkiye arasında nüfus mübadelesine gidilir. 1.5 milyon etnik Rum Hıristiyan Türkiye'den Yunanistan'a gönderilirken, 1 milyon Türk Müslüman da ters yönde göç etmek zorunda kalır. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran da aynı anlaşma. Fakat Türkler gayrimüslim azınlıklara şüpheyle bakmaya devam ediyor, 1940'larda adaletsiz biçimde sırtlarına ağır vergiler yüklenir ve 1960'lardaki ayrımcı pasaport yasalarıyla bazıları ülkeyi terk etmeye zorlanır.
İşte Antalya'daki terk edilmiş şapel de 1949'da millileştirilir. İki yıl sonra Türk hükümeti şapeli Antalyalı bir aileye satar ve onlar da şapeli pamuk, susam ve şamfıstığı deposu olarak kullanır.
1980'lerde ekonomisini dünyaya açarak büyük fırsatların peşine düşen Türkiye, 1987'de AB üyeliğine başvurur. Bu yeni iklimi fark eden Mustafa Erbaş, yani şapelin ilk Türk sahibinin torunu, binayı turistler için bir tavernaya dönüştürmeyi düşünür. Fakat anlattığına göre, gerekli izinleri alamaz.
Bu yüzden Erbaş, rahip Bultema boş şapeli satın alıp tekrar kiliseye çevirmeyi teklif ettiğinde sevinir. İki adam, satış işleminin önündeki engellerle birlikte boğuştukları süreçte iyi arkadaş da olur. "Eğer gerçekten Avrupa'ya katılacaksak, bu işi hemen halletmeleri lazım" diyor 73 yaşındaki Erbaş.
Büyükbabası Michigan'da bir kilise kuran rahip Bultema ise, eşiyle birlikte 1990'da İstanbul'a taşınır. Türkiye onu cezbeder, zira Bultema burada doğan Aziz Paul'ün hayatına hayran.
Rahip Bultema Türkiye'ye gelir gelmez Türkçe çalışmaya başlar, bir yandan da kilise faaliyetlerine devam eder. 1993'te ABD'deki 2.5 milyon üyeli Presbiteryen kilisesinin vaizi olarak atanır. İstanbul'da bir Presbiteryen cemaati kurma görevini üstlenir ve Hollanda başkonsolosluğu aracılığıyla faaliyet gösteren Rahip Bultema, uzun süre Türk yasalarına takılmadan çalışmalarını sürdürür.
1996'da, küçük bir Presbiteryen cemaatinin tam mesaili din adamı talep etmesi üzerine Antalya'ya taşınır. Grubun üyelerinden biri olan ve eskiden Amerikan ordusunda sözleşmeli işçi olarak çalışan Carolyn Bulca, o günleri şöyle hatırlıyor: "Günün birinde kiliseye gitmek istediğime karar verdim. Türk arkadaşlarıma gidebileceğim kilise olup olmadığını sorduğumda, bana sadece bu viraneyi gösterebildiler. 'Hey, sizin Avrupa'da camileriniz olabiliyorsa, neden burada tek bir kilise yok?' diye sordum onlara."
Rahip Bultema, bir otelde düzenlenen Paskalya töreniyle işe başlar. Cemaati, Rus fahişelerden Afrikalı göçmenlere kadar her kesimden gelen katılımlar sayesinde onlar basamağıyla yazılacak biçimde büyür. Kısa süre sonra da, sivil kıyafetlerle oturup ayinleri izleyen Türk polisler Bultema'nın dikkatini çeker. Ardından polisler gelip Bultema'dan bu ayinleri düzenleyecek başka bir yer bulmasını ister. Konuştuğumuz
bir polis sözcüsü, herhangi bir şikâyet başvurusu hatırlamadığını söylüyor ve ekliyor: "Burası uygar bir kent." Rahip Bultema Antalya Valisi'nin kendisinden cemaatinin pasaport fotokopilerini rica ettiğini de anlatıyor.
Vali ise yorum yapmaktan kaçınıyor.
Rahip Bultema, kendi kilisesini kurma isteğiyle belediye başkanının planlama ofisine gittiği günü, "Sadece güldüler. Bir kilisenin kurulmasının söz konusu dahi olmadığını söylediler" diye anlatıyor. Dönemin belediye başkanı Hasan Subaşı ise ulusal yasaların rahip Bultema'nın cemaati için daha fazlasını yapmalarını güçleştirdiğini belirterek, "Her şeye rağmen onlara yardım etmek istedik" diyor.
İslamcı gruplar, Türk sağcıları ve laik solcu milliyetçilerin hepsi, din propagandasını ve yabancılara toprak satışını kısıtlayan düzenlemeler yapılması için Türk hükümetine baskı yapmakta. Bazıları bugünlerde bilhassa Amerikalılara şüpheyle baktıklarını söylüyor.
Sık sık yabancı düşmanı tavırlar sergileyen Milliyetçi Hareket Partisi'nin Antalya il teşkilatı başkanı Nizamettin Sağır, "Bu bir savunma refleksi" diye açıklıyor durumu ve ekliyor: "İsterseniz bana komplo teorisyeni deyin, fakat Amerika'nın, bölgemize aç gözlerle bakan bir Hıristiyan tarikatı tarafından yönetildiğini düşünüyorum. Bu yeni bir Haçlı Seferi'ne benziyor."
Şaşkına dönen rahip Bultema, kendisine sempatiyle yaklaşan yerel bir yetkilinin tavsiyesi üzerine, cemaati için yasal bir çerçeve mahiyetinde bir turizm şirketi kurar. Bir işe sahip olması, yeni dini derneklerin kurulmasını kısıtlayan düzenlemeleri atlatmasını sağlar.
Bultema eski şapelin hemen yanında bir ev satın alır ve 1999'da bu evde bir kahvehane ve Aziz Paul Merkezi adlı bir dua salonu faaliyete sokar. Açılışa Antalya Belediye Başkanı ve diğer yetkililer de katılır ve kentin imajını turistler için daha dostane kılan bu teşebbüsten duydukları memnuniyeti dile getirir. Rahip Bultema kahvehaneden elde ettiği geliri kilisesini desteklemekte kullanır, bu arada bir grup Amerikan Presbiteryen kilisesi de Bultema'ya maaş ödemeye başlar.
Bir sonraki yıl yetkililer rahip Bultema'yı davet ederek, 'inanç turizmi' sezonunun açılışında bir ayin düzenlemesini ister. Ayinin Hıristiyanları,
Aziz Paul'ün dua ettiği amfitiyatro ve vaktiyle Noel Baba efsanesine esin kaynağı olan Rum Ortodoks piskoposu Aziz Nikola'nın başkanlık ettiği kilise gibi tarihi yerlere yönlendireceği düşünülür.
Rahip Bultema'nın muhasebecisi Faik Gökpınar (kendisi çoğunluğu muhafazakâr Müslümanlardan menkul iktidardaki AKP'nin bir üyesi), Rahip Bultema'nın akıcı Türkçesi ve ılımlı tavrıyla kendisinin gönlünü fethettiğini anlatıyor. Gökpınar, oteller, restoranlar ve turizm sezonunun doruğa çıktığı dönemde getirilen yabancı turistlerle tıka basa dolu kentin içinde arabasını sürerken, "Arkadaşlarıma bunun tehlikeli misyonerlere benzemeyen bir grup olduğunu açıkladım" diye konuşuyor ve ekliyor: "İzole bir halde yaşayamayacağımıza, böyle yaparsak turizmi durdurmak veya Marlboro sigarası içmeyi bırakmak zorunda kalacağımıza dikkat çektim."
2000 yılında rahip Bultema ve Erbaş, 70 bin dolarlık fiyatta anlaşır. Bultema hemen çoğunluğu Amerikan kaynaklı bir fon oluşturmaya girişir. Fakat 2001'de, Erbaş ve Bultema satış sözleşmesini imzalamadan dakikalar önce tapu dairesinin müdürü arkalarından gelip tek bir şey söyler: "Sorun var." Ticaret Bakanlığı, rahip Bultema'nın kurduğu türden ticari şirketlerin kilise alamayacağına hükmetmiştir.
Rahip Bultema 2002'de Antalyalı yetkililerin kendisinden yine, inanç turizmi sezonunu canlandırmaya yardım etmesini istediklerini anlatıyor. Tam o sırada yerel bir gazete yanlışlıkla, Bultema'nın din propagandası yaptığı için sınır dışı edildiğini öne süren bir haber yayımlar. Bu arada rahip Bultema, feleğin kendisine oyun oynadığını düşünmekle meşguldür.
Zira bir sağanak sırasında, şapelin tepesindeki yarım tonluk taş korniş düşerek arabasını paramparça eder.
Bunlar olup biterken Türkiye AB'ye üyelik başvurusunda bir ileri adım daha atar. Kasım 2002'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın partisi iktidara gelir. Gençliğinde bir İslamcı olmasına karşın Erdoğan, müreffeh Avrupa'nın parçası olmaya ve Türkiye'nin katı laik devleti dahilinde daha dinsel reformlar yapmaya yönelik kararlı bir tutum içindedir. Türk bürokrasisine sistemi liberalleştirmeleri için açık çek verir.
Hollanda'nın Türkiye büyükelçisi Sjoerd Gosses, 2002'de Rahip Bultema'nın macerasını öğrenir. "Eğer ayrımcılık varsa, Türkiye Avrupa'ya katılamaz" diyor Gosses ve ekliyor: "Son 20 yılda Hollanda'da 300 cami inşa edilmesine izin verdik. Türkiye'de bir tane kilise inşa edildiğine tanık olmak istiyorum." Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende de, 2003'teki Türkiye ziyaretinde Erdoğan'a din özgürlüğü konusunda sorular sorar. Toplantıya katılanlar Erdoğan'ın tüylerinin diken diken olduğunu anlatıyor. Fakat Türk başbakan, Türkiye ile ilgili kararın alınacağı 2004'ün ikinci yarısında AB dönem başkanlığını Hollanda'nın üstleneceğinin farkındadır. Toplantıya katılanlara göre, Erdoğan Hollanda Başbakanı'na, "Sizin de kiliseniz olmalı!" der.
Erdoğan bu sözünü bir ay sonra gerçekleştireceğini ve Antalya'ya bir saatlik uzaklıkta bir kilise, bir sinagog ve bir cami inşa edilmesini öngören bir projeyi hayata geçireceğini söylemeyi de ihmal etmez. Bugün o projedeki binaların yarı yarıya bitirilmiş temelleri, bazı sahil otellerinin yanındaki çam ağaçlarının altında öylece duruyor. Mimarlar, yapıların ancak ek ödenek çıkarılması halinde bitirileceğini belirtiyor. Erdoğan bir röportajında da, "Kısa süre sonra hepsinin açılışını aynı anda yapacağız. Bırakın herkes gelsin ve dua etsin; Müslümanlar da, Hıristiyanlar da, Yahudiler de..." diye konuşur.
Erdoğan hükümeti dinsel özgürlüklerin artırılmasını teşvik etme çabası çerçevesinde değişimlere de imza atar. Sözgelimi hükümet geçen yıl ülkenin inşaat yasasındaki 'cami' kelimesinin yerine 'ibadet yerleri' ifadesini koyar. Bu değişiklik bütün dini inançların ibadet için mekânlar inşa etmesine imkân tanıyor. Eski düzenlemeye göreyse yeni camiler inşa edilebiliyor, fakat mülkiyeti Türk Hazinesi'ne verilmek zorunda.
Antalya'da iki Hıristiyan grup daha var ve farklı dillerde ayin yapmaktalar. Almanca konuşan bir grup emekli kendi birliklerini kurmuş ve ayin yapmak için bir ev kiralamış. Almanca konuşan grubun başkanlığını yapan Katolik peder Rainer Korten, "Teoride memnunuz. Ama pratikte ne olduğuna bakalım" diyor. Türkçe konuşan ve din değiştiren bir diğer cemaat ise Aziz Paul Merkezi'ndeki dua salonunu kullanıyor.
Rahip Bultema'nın sayısı 80'e ulaşan İngilizce konuşan cemaati ise şapeli satın alma hakkını elde etme mücadelesini sürdürüyor. Ağustosta rahip Bultema ve avukatı, Antalya'daki yeni dernek sicil dairesinin beyaza boyalı ofislerine gider. Aziz Paul Kilisesi Derneği'ni kurmak için geldiklerini ve şapeli bu derneğin satın alacağını anlatırlar. Birçok yeni yetkili onları buyur eder. Hükümetin 1990'ların sonunda Rahip Bultema'nın dini literatürden oluşan kargosunu sansürlediği aynı büroda otururlar. "Bütün bunlar geçmişte gözümü öyle korkutuyordu ki. Fakat bugün işlerin iyiye gittiğini düşünüyorum" diye fısıldar rahip Bultema. Ve Aziz Paul Kilisesi Derneği, süslü imzalar, damgalar ve mühür eşliğinde, birkaç dakika içinde tasdik edilir.
Bir ay sonra rahip Bultema aynı büroya çağrılır ve bir Türk derneğinin ülke dışından bağış alamayacağını öğrenir. Yani kiliseyi almak için kurdukları fondaki parayı almaları mümkün değildir. "Son derece kafa karıştırıcı. Bazen yapabildiğim tek şey kafa sallamak" diye anlatıyor, kilise için çabalamayı hâlâ sürdüren rahip Bultema. (26 Kasım 2004)

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=135717

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Mardi 30 novembre 2004

İki kilise öyküsü

İsmet Berkan

(2041 kişi okudu)

Bazen Türkiye'de bazı 'haber'lerin sahiden 'haber' olabilmesi için onların Batı basınında da yer almaları gerekiyor maalesef. Geçen haftaki örnek, Beyoğlu'ndaki Rum Ortodoks kilisesiydi, bu kez ise Alanya'da açılmak istenen Presbiteryen kilisesi. İlkini yaygın Türk medyası The New York Times'a haber olduktan sonra fark etti, ikincisi ise The Wall Street Journal'e haber oldu.
Aslında her iki öykü de aylar önce ve defalarca Radikal'de yer aldı. Bence her iki öykü de fazlasıyla ilginç, fazlasıyla insani, fazlasıyla trajikomik yönler içeriyor.
Geçen yıl Kaide'nin ilk bombaları bir cumartesi günü İstanbul'un iki önemli sinagoğunda patladı. Her iki tapınak da ağır hasara uğradı bu patlamalarda. Bir hafta sonra Kaide'nin hedefi İstanbul'daki Britanya Başkonsolosluğu ve HSBC Bankası'nın Levent'teki genel müdürlük binasıydı. Bu patlamalarda da iki bina gerçekten ağır hasara uğradılar.
İlk günler pek farkına varılmayan bir bina daha vardı ağır hasar alan; Beyoğlu'ndaki Britanya Konsolosluğu'nun yakınındaki bir Rum Ortodoks kilisesi.
Aradan bir yıl geçti. Britanya Konsolosluğu onarıldı, eskisinden daha sağlam oldu. Geçen ay Beyoğlu Galata'daki Neve Şalom Sinagoğu onarılmış ve bu tür bombalı saldırılara karşı güçlendirilmiş haliyle yeniden ibadete açıldı. Ama nedense bombadan hasar gören kilise için aradan geçen bunca zamana rağmen onarım izni verilmemişti. Kilise her an çökebilir ve etrafına zarar verebilir durumdaydı, ama söz konusu izni verecek Vakıflar Genel Müdürlüğü bu durumu umursamıyordu bile.
İşin tuhafı, Neve Şalom'a onarım iznini jet hızıyla veren de aynı genel müdürlüktü. Yani, azınlık vatandaşlarımızdan bir kesimi söz konusu olduğunda yapması gereken işi hakkıyla yerine getiren genel müdürlük, bir başka kesim azınlık vatandaşlarımızın vakfı aynı izni istediğinde dosyayı bir yıldan uzun süre sümenaltında bırakabiliyordu.
Ya Antalya'da yaşanmakta olan trajik komediye ne demeli? Bu öyküyü The Wall Street Journal'ın başarılı Türkiye ve bölge muhabiri Hugh Pope'un kıvrak kaleminden gazetemizin sayfalarında zaten okuyacaksınız.
* * *
Geçen haftanın en önemli haberlerinden birini Hürriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin kaleme aldı. Ergin'in bildirdiğine göre hükümet ve Milli Güvenlik Kurulu, 'gizli anayasa' diye de bilinen Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ni yenilemek için çalışmalara başlamıştı.
Belge yenilenince elbette ona bağlı diğer belgelerin de yenilenmesi gerekiyor. Bağlı belgelerden biri 'İç güvenlik strateji belgesi.' Ve bu belgede hâlâ daha, Rum Patriği'nin 'ekümenik' sıfatını kullanmasının ve Heybeliada'daki ruhban okulunun açılması çabalarının iç güvenliği tehdit ettiği yazılı. Neyse ki yeni versiyonda, nihayet Türkiye'de sayıları 2 bin civarına düşmüş olan Rum vatandaşlarımızın artık bize tehdit oluşturmayacaklarından emin olunuyor galiba.
Kendi vatandaşını tehdit gören, farklı bir dine en ufak hoşgörü göstermeyen, hatta o dinin ibadethanesine bile tahammül edemeyen bir ülkeyiz biz, bunu kabul edelim. Ve hoşgörüyü, toleransı değil en önce farklıya tahammül etmeyi öğrenelim.

Par luka - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander

Recherche

Texte libre

Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .

Geçmisini  fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .

Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti

Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.

Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.

Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.