W3C

  • Feed RSS 2.0
  • Feed ATOM 1.0
  • Feed RSS 2.0

Texte libre

St Jean BaptVaftizci aziz Yahya

Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre

Troubles psychiques :
-
Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.

Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances
(sa vie)
-
Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
-
Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev

Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David
(sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)

Empoisonnement :
-
Sainte Anastasie (sa vie)

Secours spirituel, consolation, componction :
-
Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)

Pour une bonne fin de vie :
-
Saint Archange Michel (sa synaxe)
-
Saint Niphon, Patriarche de Constantinople

Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)

Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (
sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (
sa vie)

Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt

Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)

Magie, démons :
-
Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje

Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :

http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html

 

Recommander

Cliquez ici pour recommander ce blog

Calendrier

Juillet 2008
L M M J V S D
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      
<< < > >>

Mardi 7 décembre 2004
Diyanet İşleri Başkanlığı, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un "Evrensel Patrik"liğini meşrulaştıracak toplantıya bir temsilci gönderdi.
Avrupa Birliği ve Fener Rum Patriği Bartholomeos'un örgütlediği Belçika'nın başkenti Brüksel'de gerçekleştirilen "Allah'ın uluslararası barışı" konulu konferansta Diyanet İşleri Başkanlığını Bilgi Üniversitesinden Prof. Niyazi Öktem temsil ediyor. Fener Patrikhanesi ve Avrupa Birliği gözetiminde örgütlenen konferans, bugün Patrik Bartholomeos'un yapacağı konuşmayla son bulacak.
19 Aralık'ta başlayan "Allah'ın uluslararası barışı" başlıklı konferans bugün son buluyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos kapanış konuşmasını yapacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Fener Rum Patriği'nin "Evrensel Patrik"liğini meşrulaştıracak toplantıya temsilci olarak Prof. Dr. Niyazi Öktem'i gönderdi. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan üst düzey bir yetkili Ulusal Kanal'a şöyle konuştu: "Başkanımız Mehmet Nuri Yılmaz mazeret bildirerek katılmayacağını bildirdi. Ama AB'nin bir toplantısına temsilci göndermek gerektiği konuşuldu."
Yetkiliye, "Niyazi Öktem'i siz mi seçtiniz" sorusunu yönelttik: "Diyanet'i aşan bir olay bu. Daha yukardan seçildi. Sayın Öktem, bizim adımıza orada konuşmaları dinleyecek, gözlemlerde bulunacak ve bize aktaracak."
par Dursun GURSOY publié dans : Iç ve dis aktüalite
ajouter un commentaire commentaires (0)    créer un trackback recommander
Lundi 6 décembre 2004

Patrikhane ve Washington


ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric S. Edelman'ın Ortodoks Kilisesi liderlerinin Türkiye ziyareti kapsamında verdiği yemeğin davetiyesinde, İstanbul Patriği'nin "ekümenik" sıfatının yer alması, bazı haber ve yorumlara, adeta Washington birdenbire yeni bir politika geliştirmiş ya da Türkiye'ye yönelik bir baskı kampanyası başlatmış gibi yansıdı.
Oysa İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesinin ABD tarafından tanınması yeni bir şey değil.
Esasen, Türkiye'nin resmi söyleminde "Fener Patriği" olarak bir tür mahalle papazı gibi tanımlanan Bartholomeos'un kullandığı tam unvan şu:
"Tanrı'nın Rızasıyla Konstantinopolis, Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik."
Gerek Patrik'in kendisi, gerekse İstanbul Patrikhanesi'ni dünya Ortodoks kiliseleri arasında "eşitler arasında birinci" sayan cemaat liderleri, bu sıfatın "siyasi ve hatta dini değil, tarihi bir sıfat olduğunu" iddiasındalar. Patrik'in bu sıfata sahip çıkmasının, "bir geleneğe sahip çıkmak" anlamına geldiğini savunuyorlar.
ABD yönetimi de, İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesini tanımasını,
"Bu otorite, dünya Ortodoks cemaatinin çok geniş bir bölümü, Rum Ortodokslar'ın ise hemen tümü tarafından tanınıyor. Amerika'nın Rum Ortodoks vatandaşları da buna dahil" diye açıklıyor.
Ancak Washington'ın resmi söylemindeki "ekümenik" ifadesinin, Patrikhane'nin Türk yasalarına bağlı bir kurum olması konusunda herhangi bir itiraz içermediği ve "siyasi" bir sıfat niteliği taşımadığı da ABD'li yetkililerce vurgulanıyor.

Emsali çok var
ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher geçen hafta bu tutumu açıklarken, "Patrik'i, öteden beri ekümenik, dolayısıyla da Türkiye içindeki ve dışındaki birçok kişinin ruhani lideri sayıyoruz" dedi.
Boucher'ın "öteden beri" vurgusu boşuna değil. ABD, İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesini tanıdığını ilgili her ortamda yansıtıyor, Patrik de ne zaman bir Amerikan etkinliğine katılsa, orada "ekümenik" sıfatıyla yer alıyor.
Örneğin, Ekim 1997'de ABD'ye toplam 14 kenti kapsayan bir ziyaret yapan Bartholomeos, her gittiği yerde olduğu gibi, Beyaz Saray'da dönemin First Lady'si Hillary Clinton tarafından onuruna verilen öğle yemeğinde, ABD Dışişleri'nde ve Yunanistan Büyükelçiliği'nde de "ekümenik Patrik" olarak ağırlanmıştı. O zamanki Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir de bu davetlere katılmıştı.
Ayrıca Kasım 1999'da Başkan Bill Clinton, geçtiğimiz haziranda da Başkan George W. Bush, Türkiye'de Patrik ile, kendisinin "ekümenik" otoritesini tanıyarak görüştüler.
Mesele, ABD Dışişleri'nin yıllık Uluslararası Dinsel Özgürlük Raporu'nun Türkiye bölümünde de, "kısıtlamalar" başlığı altında ele alınıyor ve
"Hükümet, Rum Ortodoks Patriği'nin ekümenik otoritesini tanımamakta, kendisini sadece ülkedeki Rum Ortodoks cemaatinin başı saymakta, buna karşın kendisinin seyahatlerine ve diğer ekümenik etkinliklerine karışmamaktadır" cümlesini içeriyor.
Bu cümledeki son bölüm, Washington açısından önemli. Zira, resepsiyon krizi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki açıklaması, bazı ABD'lilerde, şimdi bu son bölümdeki esnekliğin de kalkacağı, Ankara'nın Patrik'in "ekümenik etkinliklerine" göz yummaktan vazgeçeceği izlenimi yarattı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün daha sonraki sözleri, kaygıyı bir ölçüde dağıtsa da, Washington AKP hükümetinden genelde dinsel özgürlükler, özelde de Patrikhane konusunda daha esnek bir tutum beklediği bir dönemde ciddi hayal kırıklığı yaşadı.

Heybeliada mesajı
ABD'li diplomatlar, Türkiye'nin Patrikhane konusundaki tavrını anlamakta zorlanıyorlar. Açıkçası,Türk hükümetinin Büyükelçi Edelman'ın davetini boykotu da, Washington'da, "bilinen bir hassasiyetin beklenen tezahürü" basitliğinde algılanmadı.
Aksine bir ABD'li yetkilinin deyişiyle, "AB ile müzakere eşiğine gelen Ankara'nın, kendisine en fazla güvenmesi gereken bir dönemde, siyasetini bazı garip korkulara teslim etmesinin örneği" sayıldı. Bu "garip korkular" sözünden kasıt, İstanbul'da yeni bir Doğu Roma devleti kurulması ya da Eyüp'ün "İkinci Vatikan" olarak Türkiye'den kopması gibi senaryolar. Washington'ın anlayamadığı, Türkiye'de bu senaryoları ciddiye alanların çokluğu.
Aslında ABD, Patrikhane'nin "ekümenik" otoritesini konusunu, Türkiye'yle diyaloğunda öne çıkarmıyor. Ancak Patrik'in bu sıfatla yaptığı uluslararası etkinliklere Türkiye'nin engel olmaması önemseniyor.
Patrikhane konusunda Ankara - Washington diyaloğuna sürekli yansıyan ve sonuç alınıncaya dek de diyaloğun gündeminden düşmeyecek olan konu ise Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması.
ABD'li yetkililer, bu konudaki mesajlarına, Erdoğan'dan, Gül'den ve Türk diplomatlarından genelde hep olumlu yanıt aldılar. Ruhban Okulu'nun açılmasına ilkesel bir itiraz olmadığı, ancak hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiği açıklamasını işittiler.
Oysa gelinen noktada, Washington'ın yorumu, AKP hükümetinin bu konuda bir türlü siyasi irade ortaya koyamadığıdır.
Geçen hafta, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'e konuyu açan Dışişleri Kıdemli Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden etkinliğe başlamasının Türkiye'ye AB yolunda yardımcı olacağını söylemiş. Şahin ise verdiği yanıtı basına aktarırken, "Bu konunun AB ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduk" dedi.
ABD'li yetkililere sorarsanız, "Bu, itiraz samimi değil." Zira, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması, Washington tarafından "AB hatırına" ya da "AB üzerinden baskı" yoluyla gündeme getirilen bir talep değil. Yıllardır, her ortamda ve bizzat ABD başkanları tarafından da, Türk yetkililere ifade edilmiş bir beklenti.
Üstelik "dinsel özgürlük" temasına doğrudan bağlı, Türkiye'nin kendisine ilişkin "hoşgörü" imajının sahiciliği açısından elzem ve Ankara'daki yetkililerin de "Yapacağız yapacağız" diye söz üstüne söz verdikleri bir konu.

ycongar@erols.com

http://www.milliyet.com.tr/2004/12/06/yazar/congar.html

par Dursun GURSOY publié dans : Türkiye ' de hristiyanlik
ajouter un commentaire commentaires (1)    créer un trackback recommander
Dimanche 5 décembre 2004

'EVET' YA DA 'HAYIR' TARİHİ SORUMLULUK
ResimAvrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Josep Borrell, ''Türkiye'ye (evet) ya da (hayır) demek, çok büyük tarihi sorumluluğu içerir'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerine hitap eden Borrell, ''Avrupa Komisyonu, geçen Ekim ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulundu. Bu tarihten itibaren Türkiye, Avrupa'da basın ve kamuoyunun ilgi noktası olmuştur. Avrupa Parlamentosu da bu tartışmalardan uzak duramadı.'' diye konuştu.
Verilen raporun, Avrupa Konseyi'ne Türkiye ile müzakerelerin ''gecikmeksizin başlatılmasını'' tavsiye ettiğini anlatan Borrell, ''Size 14 Aralık'ta nasıl bir karar çıkacağını söyleyemem. Ama tahminim, Komite'deki katıılmcıların büyük çoğunluğu pozitif yönde oy kullanacaktır. Size bu konuda herhangi bir taahhüt veremiyorum ama buradaki kararın pozitif olması kaçınılmazdır'' dedi.
 DE GUCHT: ''TÜRKİYE İLE MÜZAKERELER BAŞLATILMALI...''
Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen bir panelde konuşan Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Brüksel hükümetinin, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin 2005 yılı içinde başlatılmasından ve bu müzakerelerde tek hedefin tam üyelik olmasından yana olduğunu tekrarladı.
   04.12.2004 - 20:11:00 
 BORRELL: ''KIBRIS İLE İLGİLİ YENİ BİR KOŞUL KONULMUYOR''
Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, ''Türkiye'nin önüne Kıbrıs ile ilgili yeni bir koşul konulmuyor. Birileri (17 Aralık'tan evvel Kıbrısı tanımamız lazım) diyorlar. Kim söylemiş, nerede söylemiş? Böyle bir ifade yok. Gerçek gerçektir''dedi.
   04.12.2004 - 16:01:00 
 GÜL:''MÜZAKERELERE TAM ÜYELİK PERSPEKTİFİNDE BAŞLAYACAĞIZ''
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, resmi ziyaret için Ankara'da bulunan Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht ile bir araya geldi. Görüşmede AB süreci ile Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını söyleyen Gül, Türkiye ile müzakerelerin tam üyelik müzakereleri olacağını belirterek, ''Bunun başka alternatifi söz konusu değil'' diye konuştu.
   03.12.2004 - 15:05:00
 

par Dursun GURSOY publié dans : Türkiye
ajouter un commentaire commentaires (1)    créer un trackback recommander
Vendredi 3 décembre 2004

Saldırı ve sıkıntı arttı
 

Hiçbir soruna çözüm getiremedik. Tarafımıza saldırılar ve sıkıntılarımız fazlalaştı. AB’den tarih alınmasının eşiğine gelinmişken, kilisemizin şikayetini ve düş kırıklığını ifade etmek isterim.

FENER Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, ‘Patrikhane ile ilgili hiçbir soruna çözüm getirilmediğini, saldırı ve sıkıntıların fazlalaştığını’ söyledi. Yunanistan’ın Makedonya Haber Ajansı’nın (MPA) haberine göre Patrik Bartholomeos, çalışma ziyareti çerçevesinde Türkiye’de bulunan Yunanistan Turizm Bakanı Dimitri Avramopulos ile önceki günkü görüşmede, ‘Ankara’nın Patrikhane’yi ilgilendiren konularda düzenlemelere gidilmesindeki isteksizliğinden duyduğu üzüntüyü ve Patrikhane’nin ekümenik statüsünün tanınmamasından kaynaklanan sorunları’ dile getirdi.

Patrik Bartholomeos, ‘Hiçbir soruna çözüm getiremedik. Tarafımıza saldırılar ve sıkıntılarımız fazlalaştı. AB’den tarih alınmasının eşiğine gelinmişken, Atina, Ankara ve Brüksel’e Hıristiyanların ve kilisemizin şikayetini ve düş kırıklığını ifade etmek isterim’ diye konuştu. Türk hükümetinin ‘Patrikhanenin ekümenik statüsünü tanımamaktaki ısrarından’ duyduğu üzüntüyü dile getiren Bartholomeos, şunları söyledi: ‘Yüzlerce kez 2. Vatikan olmak istemediğimizin, bunun Ortodoks Kilise’nin anlayışına aykırı olduğunun, bu unvana siyasi bir anlam yüklemediğimizin teminatını verdim. Tarihi ve bize ait bir unvan (Ekümenik), bunu reddedemeyiz, kimliğimizi inkar etmiyoruz. Bize kim olduğumuzu onlar söylemeyecek. Biz yüzyıllardır kim olduğumuzun bilincindeyiz.’  


http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~2@nvid~505213,00.asp

par Dursun GURSOY publié dans : Türkiye ' de hristiyanlik
ajouter un commentaire commentaires (1)    créer un trackback trackback (1)    recommander
Jeudi 2 décembre 2004
Dinler ve zihinler

Mine G. Kýrýkkanat

'Adnan el-Hattan, Bahreynli bir þeyh. Bahreyn'in baþkenti Mename. Mename'nin en büyük camii El Fatih. Adnan el-Hattan, cuma namazlarýný Fatih Camii'nde kýlmaya alýþýk. Zaten cami de Þeyh Hattan'a alýþýk. Fatih Camii'nde özel namazlýk yeri ve özel seccadesi var. Ancak geçen cuma, camiden içeri giren Hattan, gözlerine inanamýyor: Ona ayrýlmýþ yer ve seccadenin üstünde tanýmadýðý bir molla namaza duruyor. Hattan þeyh ya, gazaba geliyor ve beraberinde getirdiði korumalarýna, 'Tez kovun þu kendini bilmezi,' buyuruyor. Korumalar, kendini bilmezi yaka paça çekiþtirince, mollanýn yakasýndan önce sakalý düþüyor. Bir de bakýyorlar ki sakalýn altýnda 40 yaþlarýnda bir kadýn var! Þeyh Hattan merhamete geliyor ve cuma namazýnda erkeklerle 'eþit' saf tutabilmek için sakal takan sofu kadýný resmi güvenlik güçlerine teslim etmek yerine, camiden attýrmakla yetiniyor. Olayýn sonucu, Marianne dergisine 'Þeyhin Ýslami hoþgörüsü!' yorumuyla yansýyor.
Semra Uzun, Almanya Berlin doðumlu tesettürlü bir Türk kýzý. Ailesi Semra'ya Türkiye'den koca ithal ediyor ve henüz 15 yaþýndayken amcasýnýn oðlu Cengiz'le zorla evlendiriyor. Ancak Cengiz, Almanya'ya uyum saðlayamýyor (Semra'nýn ailesi ne kadar saðladýysa...) ve kocasýndan sürekli dayak yiyen Semra, 'eþi'nden ayrýlýyor. Üç yaþýndaki kýzýný alýp bu kez teyzesinin oðlu (sýðýnmacý) Þeref Y. ile yaþamaya baþlayan genç kadýn, 20 yaþýnda ikinci çocuðunu doðuruyor. Henüz 21 yaþýna bastýðýnda da eski kocasý ve amcasýnýn oðlu Cengiz tarafýndan 30 býçak darbesiyle, sokak ortasýnda öldürülüyor. Annesi gözleri önünde öldürülen 3 yaþýndaki Eda, geceleri çýðlýk çýðlýða uyanýyor. Altý aylýk Berdan ve Eda'yý kimlerin büyüteceðine Berlin Gençlik Dairesi karar verecek, önümüzdeki günlerde.
Altý yaþýndaki Türkiye doðumlu Yasemin'in annesi Avusturyalý, babasý Türk. Babasýndan ayrýlan annesi tarafýndan Avusturya'ya kaçýrýlýyor. Türk baba Türkiye'de mahkeme açýyor ve Yasemin'in velayetini kazanýyor. Türkiye'nin adli kararýna uyan Avusturya polisi, küçük kýzý gece yarýsý annesinin Lienz'deki evinden alýp Türkiye'ye gönderiyor. Avusturyalý anne Franziska Kobal, ülkesinin medyalarýna: "Ýstanbul'da kýzýmýn babasýyla yaþayacaðý Fatih semti, küçük bir Tahran.." diye aðlýyor.
OFPRA, Fransýz devletinin 'vatansýz ve sýðýnmacýlarý koruma kurulu'nun kýsaltýlmýþ adý. Fransa'dan sýðýnma ve oturma izni isteyen kaçak göçmenlerin taleplerini inceleyip karara baðlýyor. Mebzul miktarda Türk vatandaþý, oturma ve çalýþma izni alabilmek için OFPRA'nýn kapýsýný aþýndýrýrken, Fransa'ya sýðýnmak için icat ettikleri gerekçelerle Fransýz yetkililere parmak ýsýrtýyor, çevirmenlere ise týrnak kemirttiyorlar. Geçen hafta Mehmet Þ. Adlý bir Türk vatandaþý vardý kurulun karþýsýnda. Boynuna el kadar bir haç takýp gelmiþ, 'Ben Ermeni'yim, Türkiye'de dövüldüm, sövüldüm,' diye anlatýyor. Kurul, 'Ama nüfus kâðýdýnýzda Ýslam yazýyor,' diye þaþýyor. Mehmet Þ. 'Zorla yazdýlar,' diyor. 'Ermenice biliyor musunuz?' sorusuna yanýtý, 'Yassahtý, okutmadýlar.' Arada bir boynundaki haçý öpüyor, 'Vallah Ermeni'yim!' diye aðlýyor. Kendisini Ermeni diye yutturmaya çalýþan Bursalý Müslüman Türk Mehmet Þ.'nin Fransa'daki kaderi henüz meçhul. Ancak bir önceki hafta, Diyarbakýrlý Kürt Müslüman bir Türk vatandaþý daha kurnaz çýkýyor, Fransa'daki Ortodoks bir rahipten aldýðý 'Rum Kilisesi'nde vaftiz edilmiþtir,' belgesiyle 'sýðýnmacýlýða' hak kazanýyor OFPRA'dan...
Alman Focus dergisi, geçen haftaki sayýsýnda Baþbakan Tayyip Erdoðan'ýn 'Hýristiyan AB'nin Müslüman Türkiye'yi kabulü gerektiðine' dair görüþlerine yer veriyor. Tesettürlü eþine, aile yaþamýna deðiniyor ve Erdoðan'ýn kýzlarýnýn, baþlarýný açmayý reddettikleri için Türkiye'de okuyamayýp ABD'de öðrenim gördüklerini konu ediyor.
17 Aralýk yaklaþýyor ve Avrupa, kara kara düþünüyor, sayýn seyirciler. Türkiye ve Türklerden çok, Ýslam dinini ve Müslüman zihnini.


 

par luka publié dans : Iç ve dis aktüalite
ajouter un commentaire commentaires (0)    créer un trackback recommander

Recherche

Texte libre

Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .

Geçmisini  fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .

Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti

Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.

Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.

Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.

Créer un blog sur over-blog.com - Contact - C.G.U. - Rémunération en droits d'auteur avec TF1 Network - Signaler un abus