Concours

W3C

  • Flux RSS des articles

Texte libre

St Jean BaptVaftizci aziz Yahya

Chasteté et la lutte contre les pensées charnelles :
- Saint Jean le Précurseur (sa synaxe)
- Saint Dimitri le Megalomartyr (sa vie)
- Saint Moïse le Hongrois
- Saint Jean aux longues souffrances
- Saint Théodore de Byzance, Martyr
- Saint Ignace de l'Athos, Martyr
- Sainte Thomaïs
- Saint Martinien
- Saint Basile de Mangasée
- Sainte Marie l'Egyptienne (sa vie)
- Saint Joseph le Patriarche
- Sainte Suzanne
- Sainte Anysia la Vierge-Martyre

Troubles psychiques :
-
Saint Nahum (sa vie)
- Sainte Anastasie (sa vie)
- Saint Gérasime de Céphalonie, pour les possédés.

Afflictions :
- Saint Job aux Longues Souffrances
(sa vie)
-
Saint Eusthate et sa famille (sa vie)
-
Saints Quarante Martyrs de Sébaste (leurs vies)
- Saints Quarante Martyrs d'Amorium
- Saint Pimène aux Longues Souffrances des Grottes de Kiev

Situation, entrevue difficile :
- Saint Prophète David
(sa vie)
- Saint Patrick d'Irlande (sa vie - sa prière)

Empoisonnement :
-
Sainte Anastasie (sa vie)

Secours spirituel, consolation, componction :
-
Saint Ephrem le Syrien (sa vie)
- Saint Alexis l'Homme-de-Dieu (sa vie)
- Saint Séraphim de Sarov (sa vie)

Pour une bonne fin de vie :
-
Saint Archange Michel (sa synaxe)
-
Saint Niphon, Patriarche de Constantinople

Cancer :
- Saint Nectaire d'Egine (sa vie)

Procès, captivité :
- Saints Onuphre le Grand et Pierre de l'Athos (la vie de St Onuphre)
- Saint Georges le Megalomartyr (
sa vie)
- Saint Syméon le Theodoque (
sa vie)

Détresse, pauvreté :
- Saint Nicolas (sa vie)
- Saint Martin de Tour (sa vie)
- Saint Jean l'Aumonier (sa vie)
- Saint Jean de Cronstadt

Peste :
- Saint Charalampos (sa vie)
- Sainte Marina (sa vie)
- Saint Bessarion (sa vie)

Magie, démons :
-
Saint Cyprien et Sainte Justine (leur vie)
- Saint Théodore Sycéote
- Saint Métrophane de Voronèje

Fransizca bilenler için geçici olarak asagidaki siteye basvurmalarini salik veririm :

http://monastere-orthodoxe.chez.tiscali.fr/pages/saintsainvoquer.html

 

Recommander

Calendrier

Novembre 2009
L M M J V S D
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30            
<< < > >>

Lundi 13 décembre 2004

Ortodoks Kilisesi’nde “ökümenik” patriklik olmaz

ALEV ALATLI
.



Ortodoks Kilisesi’nin hiçbir dönemde ‘ökümenik’(1) bir piskoposu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.”(2) Doktrin, bu cümleyle başlar, şöyle devam eder: “Biz, Ortodoks Kilisesi’nin Başı’nın Efendimiz İsa Mesih olduğuna inanırız. Bir ‘başpiskopos’ ya da ‘Ökümenik patrik’in Kilise’nin üzerinde evrensel kaza ve salâhiyet hakkı olmadığı gibi, Roma ya da İskenderiye’deki papaların da yoktur... ‘Patrik,’ ‘başpiskopos,’ ‘metropolit,’ ve benzeri unvanlar, piskoposluğa farklı salâhiyetlerin tevdi edildiği anlamına gelmezler. Ortodoks Kilisesi’nde birlik, ifadesini piskoposlarının ahengi, ortak inancı, ortak kanunları ve ortak ruhani yaşamında bulur. Her piskopos (görünen baş) ve onun cemaati (görünen beden) İsa’nın Bedeni’nin bütününü oluşturur. Başsız bir bedenin var olamayacağı gibi, piskopossuz Kilise de olamaz. Ancak, Cennet’e Yükselmiş olmasına karşın, Tanrımız, Efendimiz İsa Mesih bize söz verdiği gibi (Matta, 28:20) zamanın sonuna kadar bizimle birliktedir; bu nedenle Kendi Bedeni/Cemaatini üzerinde hüküm sürmek için Papalık anlamında bir ‘vekil’e gereksinimi yoktur. Kilise’yi Kutsal Ruh yönlendirir... Ökümenik ve Yerel Konseyler İman için yeni semboller icat etmez... İmanı eyleme dönüştürmenin kanunlarını yayarlar. Yanılmazlık... Tek bir insana veya hiyerarşik bir kurula mal edilemez. Bir kurulun meşruiyeti ‘ökümenik’ olduğu anlamına gelmez çünkü Kutsal Ruh bir kurul aracılığı ile konuşmaya zorlanamaz...”

Temel çelişkiler...

Bu yazıyı Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Cengiz Aktar’ın geçenlerde bu sütunlarda yayınlanan “Patrikhane’nin Avrupa ve dünyadaki önemi” başlıklı yazısının kışkırttığını itiraf etmeliyim. Aktar, makalesine şöyle bir saptamayla başlamıştı: “Bizde resmî olarak Fener Rum Patrikhanesi, dünyada İstanbul Ökümenik Patrikhanesi olarak anılan kurum, 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi konumunda olan bir Türk kurumudur.”

Fener Rum Patrikhane’sinin “...bir Türk kurumu” olduğu meselesine hiç girmeyeceğim. Ancak, yukarıdaki Ortodoks amentüsünden de anlaşıldığı gibi, ne Sayın Bartholomeos, ne de meslektaşları kadim İskenderiye, Antakya ya da Kudüs patriklerinden hiçbirisi “250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi” olduklarını –meğer ki, mezhep değiştirsinler– iddia edemezler. Hal buyken, Aktar’ın “Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması’nda o zamanki nedenlerden ötürü Patrikhane’yi salt yerel bir kurum olarak algılamış ve kurumun evrensel kişiliğini kabul etmemiş.” şeklindeki serzenişi yersiz olduğu gibi, Fener Patrikhanesi’nin “Ortodoks dünya içerisindeki tarihten gelen hiyerarşik yapısını ... muhafaza etmiş olması”ndaki övgü değilse meşruiyet tınısı da yersizdir. “Türkiye AB üyesi olduğu zaman, ülkenin Müslüman dünyada alacağı yeni konuma ilâveten Fener de sözü sayılan, dinî ve kültürel ağırlığı olan bir nevi Vatikan olacaktır.” cümlesine gelince, “Vatikan yanılmazlığı” Ortodoks doktrininde düpedüz şirktir ki, Sayın Aktar’ın ancak dışardan hüküm bildiren bir Müslüman olmasıyla açıklanabilir.

Öte yandan, “Bugün ise Moskova ve Patrik Aleksi’nin 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünya üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyeti engelleyen Bartholomeos’tur.” cümlesini, aba altından değnek göstermek gayreti olarak algıladığımı da söylemeliyim. Ne ki, Rus Ortodoks Kilisesi’nin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde bu da anakronistik bir gayrettir. Sayın Aktar, bundan birkaç yıl önce, Russkaya Misl’de yazan Aleksandr Soljenitsin’in feryadını duymamış olsa gerektir:

“Batılı misyonerler ülkemizi işgal ettiler. Yardım teşkilâtları kuruyorlar, radyoyu, televizyonu ele geçiriyorlar. Ve bütün bunlar, ‘fırsat eşitliği’ adı altında yapılıyor. Fakat Rus Ortodoks Kilisesi’nin onlarla mücadele edecek parası yok. Bütün bunlar zamanla Rusya’yı, halkı Rus Ortodoks olmayan bir ülke haline getirecek.”

Kaldı ki, Rus Ortodoks Kilisesi’nin iki yüz yıldan fazla bir süre (1700-1917) Sayın Bartolomeos’un öykündüğü anlaşılan ökümenik liderlik şöyle dursun, patriği bile yoktur. Patrik Adriyan 1700’de öldüğünde, Çar Deli Petro, yeni bir patriğin atanmasına izin vermez. Sekizinci Henry misali, Kilise’nin başına kendisi geçer. Kilise’nin topraklarının idaresini bir maliye memuruna devrederken, gelirlerinin önemli bir kısmına devlet adına okul ve hastahane yaptırmak üzere el koyar. 1721’de patrikliği toptan lağveder, yerine üyelerini kendisinin saptadığı ‘Kutsal Meclis’i kurar.

Rus Ortodoks Kilisesi’nin kendisine patrik seçmesi ancak 1917 yılında mümkün olur. Ne ki, o da Bolşeviklerin zaferine denk gelir. Lenin’in plânladığı ruhaniyatsız ütopya doğrultusunda, Kilise’nin toptan ortadan kaldırılması gerekir. Yeni Patrik Tikhon’u daha seçildiği gün, ev hapsine mahkûm ederler. Patrik, “Tanrım, Rusya’nın oğulları seninle yaptıkları antlaşmayı bozdular, mihraplarını yıktılar, kiliseler ve Kremlin’deki kutsal eşyalara ateş açtılar, rahiplerini boğazladılar” diye inlerken, birkaç gün içinde St. Petersburg Metropoliti ve üç yardımcısı kurşuna dizilir. Binlerce papaz, keşiş, rahibe hatta sıradan inananlar katledilir ya da sürgüne gönderilirler.

Rus Ortodoksları

Stalin’in 1930’lardaki “Büyük Terör Hareketi”nin hedefi, Kilise’nin sistematik tasfiyesidir. 1917’de Rus topraklarında elli dört bin kilise varken, işgalci Almanlar geldiğinde bu sayı sadece yüzdür. Yüz altmış üç piskopostan, sadece yedisi hayattadır. Binden fazla manastırdan tek bir tane bırakılmamıştır. Keşişler ya gulaglarda ya da Rusya ıssızında yaşamaya çalışmaktadırlar. İlâhiyat mektepleri, kilise okulları, kilise hastahaneleri, kütüphaneleri yerle bir edilmiş, kitaplar, paha biçilmez ikonalar sobalarda yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, cephede ölen askerleri defnedecek papaz bulunamaz.

Halkın maneviyatını güçlendirmeye karar veren Stalin’in dini örgütlerin yeraltından çıkmalarına müsaade etmesi bundandır. 1943 Eylül’ünde gulaglara “rejime bağlılık yemini” etmeyi kabul eden papazların salınmaları için emir gelir. İtibarları iade edilen, maaşa bağlanan papazlar, viraneye dönmüş kiliselerini yeniden açmaya, ibadeti bırakılan yerden başlatmaya girişirler. Kruşçev zamanında pek az da olsa bir gevşeme olur. Brejnev döneminde baskılar yine başlar.

Günümüzde Rus Ortodoks Kilisesi, ülkenin en ücra köşelerinde faaliyet gösteren misyonerle karşı deyiş yerindeyse, “ölüm kalım” savaşı vermektedir. Bir yandan İncil-i Şerif vaizlerinden Yahova Şahitleri’ne, Slav paganizmine kadar türlü mezhepler, diğer yandan da kültler. Bir diğer yandan, serbest piyasa ekonomisi reformlarının adamakıllı sarstığı ekonomi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Dünya Kiliseler Konseyi kılavuzluğunda, Ortodoksluğun temel akidelerini tehdit eden, yeni bir dünya dini oluşturma çabalarının göğüslenmesi gereği.

Neticeyi kelâm, ne İstanbul eski İstanbul’dur, ne Moskova “Tanrı, çar, millet” şiarının eski Moskova’sı. Osmanlı’nın “Balkanlar ve Avrupa’da Katolik dünyaya karşı Ortodoksluğun hamisi olarak politika yapar” olmasının isabeti de ayrıca tartışmaya değer. Hani, diyorum, bir de meselelere “kendi” gözlüklerimizle baksak.

(1) “Ökümenik” yani “ecumenical,” Türkçesi; evrensel.

(2) Üç Aziz Rus Ortodoks Kilisesi

14.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Diğer Yorumlar

> ‘Yargı bağımsızlığı’ suiistimal ediliyor KAZIM BERZEG (14.11.2003)

> Hodorkovski vakıasının perde arkası SİNAN OĞAN (13.11.2003)

> Yargı siyasallaşıyor mu? HACI ALİ ÖZHAN (13.11.2003)

> Türkiye demokrasi için iyi bir model JOHN O’SULLIVAN (13.11.2003)

> Kamu hizmeti ve kamusal alan ESER KARAKAŞ (12.11.2003)

> AB ve ABD arasında seçim yapmak ÖMER TAŞPINAR (12.11.2003)

> Lüksemburg’da başörtüsü LAURENT MIGNON (12.11.2003)

> Başörtüsü yasağında son sığınak: Kamusal alan MUSTAFA BAŞOĞLU (11.11.2003)

> Kıbrıs: İlerlenemeyen konu DOÇ. DR. ŞABAN ÇALIŞ (11.11.2003)

> Irak Vietnam’ın ta kendisi PROF. DR. GABRİEL KOLKO (11.11.2003)

> Devlet yurttaşına yaşam tarzı dayatmamalı DOÇ. DR. MEVLÜT UYANIK (10.11.2003)

> En çok soruya maruz kalan ülke R. KEMAL KARYAĞDI (10.11.2003)

> Kamusal alanda tartışılmayanlar PROF. DR. NACİ BOSTANCI (10.11.2003)

> Kayıp kitabın izinde ELİF ŞAFAK (09.11.2003)

> ‘Kamusal alan yasakçıları’ Atatürk’ü örnek almalı! AV. KEZBAN HATEMİ (09.11.2003)


Yazarın Son Yorumları

> Ortodoks Kilisesi’nde “ökümenik” patriklik olmaz 14.11.2003)

> Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti 31.10.2003)

> “Meslek” olarak Müslümanlık 17.10.2003)

> Doğru değil 04.10.2003)

> Demokratik bir güç olarak “Popülizm” 20.09.2003)

> “Mozaik”miş!!! 05.09.2003)

> Neden koşuyor? 23.08.2003)

> “Birleşmiş Dinler Teşkilâtı” 08.08.2003)

> “Jethro Tull” ya da toprağa geri dönüş 25.07.2003)

> Medeniyet de bir “tasavvur”dur! 11.07.2003)



http://www.zaman.com.tr/2003/11/14/yorumlar/yorum2.htm

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Kiliselerden haberler
Ecrire un commentaire - Voir les 1 commentaires - Recommander
Lundi 13 décembre 2004

Kaynak: hürriyet
Yer: istanbul
Tarih: 5.12.2004

Özdemir İNCE

BAŞBAKANLIK, kamu personeli için bir genelge yayınlayarak, Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik hakkında ‘ökümenik’ sıfatının kullanıldığı hiçbir toplantıya katılmamalarını istedi.

Bunun çok açık anlamı şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Fener Rum Patrikhanesi’nin ökümenik olduğunu kabul etmiyor.

Peki nedir bu kabul edilmeyen ökümeniklik? Grekçe ‘oikoumene’ sözcüğünden gelen ökümenik (oecumenique) sözcüğünün üç anlamı vardır: 1. Evrensel; 2. Bütün kiliseleri içine alan; 3. Evrensel yargılama yetkisi.

* * *

Daha kolay anlaşılması için bir örnek vereceğim: Roma’da bulunan Papalık ökümenik bir makamdır ve Katolik Papa’nın ökümenik olduğu Türkiye tarafından da kabul edilmiştir.

Bir kilisenin ökümenik olmasının ilk koşulu, öteki kiliseler tarafından ve aynı mezhebin kiliseleri tarafından öyle kabul edilmesidir. Roma’daki Papa’nın bu sıfatı kabul ediliyor; ama İstanbul Patriği’nin bu sıfatı kullanması kabul edilmiyor. Ancak, Fener Rum Patrikhanesi’nin ‘Pirumus Inter Pares’ (Eşitler Arasında Birinci) sıfatı Ortodoks kiliseleri arasında tartışılmamaktadır; ama bunun ökümeniklik ile hiçbir ilişkisi yoktur.

* * *

Hıristiyanlık tarihinde yedi genel konsül (Din Bilginleri Kurulu) toplantısı ve kararları çok önemlidir.

- Birinci İznik Konsülü: 325 yılında toplanan bu konsül, kiliseyi yapılandırmıştır. Buna göre üç ökümenik kilise kabul edilmiştir: Roma, İskenderiye ve Antakya... Bu üç kilise dışında hiçbir kilise ökümenik sıfatına sahip değildir.

- İkinci Konsül (Konstantinopolis, 381): Kilise hiyerarşisi içinde Roma’nın önceliği kabul edildi. İkinci sıra İskenderiye’nin elinden alınıp başkent olduğu için Konstantinopolis’e verildi.

- MS 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesi ve Konstantinopolis’in Doğu Roma’nın başkenti olması dolayısıyla Konstantinopolis Piskoposluğu öne çıkartıldı. Örneğin, 451 yılında Kadıköy’de toplanan Dördüncü Konsül’de, papalık delegelerinin bulunmadığı altıncı oturumda Konstantinopolis’in ikinciliği onaylandı.

- 1054 yılında Ortodoks Kilisesi, Roma’dan tamamen ayrıldı. Ama Bizans döneminde Patrikhane’nin ökümenik sıfatı, öteki kiliseler tarafından onaylanmadı.

- Osmanlı Devleti, Ortodoks uyruklarını Fener Rum Kilisesi’nin çatısı altında toplayıp ‘millet’ olarak kabul etti; Fatih Sultan Mehmed, Patrik’e vezir statüsü ve ‘millet başı’ unvanı verdi. Osmanlı, temel politikası gereği, Roma’ya karşı Patrikhane’yi desteklemiştir.

* * *

24. Piskopos zamanında İznik’te toplanan konsülün, Konstantinopolis Piskoposluğu’nu patrikliğe dönüştürdüğü biliniyor. Ancak, bunun ökümenliği kapsayıp kapsamadığını Katolik Roma’ya, Atina ve Kudüs kiliselerinden başka ökümenik Antakya Süryani ve ökümenik İskenderiye kiliselerine, Habeş, Bulgar, Sırp, Rus, Ermeni ve Nasturi kiliselerine sormak gerekiyor. Büyük bir olasılıkla yanıtları dinsel açıdan olumsuz olacaktır.

Başka bir deyişle, aralarında ABD de olmak üzere herhangi bir dünyevi iktidarın, İstanbul Patrikhanesi’ne ‘ökümenik’ sıfatı verme hakkı yoktur. İsteyen öteki kiliselere sorsun!..

  (1/1)  

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les 1 commentaires - Recommander
Lundi 13 décembre 2004

BAŞBAKANLIK, kamu personeli için bir genelge yayınlayarak, Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik hakkında ‘ökümenik’ sıfatının kullanıldığı hiçbir toplantıya katılmamalarını istedi.

Bunun çok açık anlamı şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Fener Rum Patrikhanesi’nin ökümenik olduğunu kabul etmiyor.

Peki nedir bu kabul edilmeyen ökümeniklik? Grekçe ‘oikoumene’ sözcüğünden gelen ökümenik (oecumenique) sözcüğünün üç anlamı vardır: 1. Evrensel; 2. Bütün kiliseleri içine alan; 3. Evrensel yargılama yetkisi.

* * *

Daha kolay anlaşılması için bir örnek vereceğim: Roma’da bulunan Papalık ökümenik bir makamdır ve Katolik Papa’nın ökümenik olduğu Türkiye tarafından da kabul edilmiştir.

Bir kilisenin ökümenik olmasının ilk koşulu, öteki kiliseler tarafından ve aynı mezhebin kiliseleri tarafından öyle kabul edilmesidir. Roma’daki Papa’nın bu sıfatı kabul ediliyor; ama İstanbul Patriği’nin bu sıfatı kullanması kabul edilmiyor. Ancak, Fener Rum Patrikhanesi’nin ‘Pirumus Inter Pares’ (Eşitler Arasında Birinci) sıfatı Ortodoks kiliseleri arasında tartışılmamaktadır; ama bunun ökümeniklik ile hiçbir ilişkisi yoktur.

* * *

Hıristiyanlık tarihinde yedi genel konsül (Din Bilginleri Kurulu) toplantısı ve kararları çok önemlidir.

- Birinci İznik Konsülü: 325 yılında toplanan bu konsül, kiliseyi yapılandırmıştır. Buna göre üç ökümenik kilise kabul edilmiştir: Roma, İskenderiye ve Antakya... Bu üç kilise dışında hiçbir kilise ökümenik sıfatına sahip değildir.

- İkinci Konsül (Konstantinopolis, 381): Kilise hiyerarşisi içinde Roma’nın önceliği kabul edildi. İkinci sıra İskenderiye’nin elinden alınıp başkent olduğu için Konstantinopolis’e verildi.

- MS 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesi ve Konstantinopolis’in Doğu Roma’nın başkenti olması dolayısıyla Konstantinopolis Piskoposluğu öne çıkartıldı. Örneğin, 451 yılında Kadıköy’de toplanan Dördüncü Konsül’de, papalık delegelerinin bulunmadığı altıncı oturumda Konstantinopolis’in ikinciliği onaylandı.

- 1054 yılında Ortodoks Kilisesi, Roma’dan tamamen ayrıldı. Ama Bizans döneminde Patrikhane’nin ökümenik sıfatı, öteki kiliseler tarafından onaylanmadı.

- Osmanlı Devleti, Ortodoks uyruklarını Fener Rum Kilisesi’nin çatısı altında toplayıp ‘millet’ olarak kabul etti; Fatih Sultan Mehmed, Patrik’e vezir statüsü ve ‘millet başı’ unvanı verdi. Osmanlı, temel politikası gereği, Roma’ya karşı Patrikhane’yi desteklemiştir.

* * *

24. Piskopos zamanında İznik’te toplanan konsülün, Konstantinopolis Piskoposluğu’nu patrikliğe dönüştürdüğü biliniyor. Ancak, bunun ökümenliği kapsayıp kapsamadığını Katolik Roma’ya, Atina ve Kudüs kiliselerinden başka ökümenik Antakya Süryani ve ökümenik İskenderiye kiliselerine, Habeş, Bulgar, Sırp, Rus, Ermeni ve Nasturi kiliselerine sormak gerekiyor. Büyük bir olasılıkla yanıtları dinsel açıdan olumsuz olacaktır.

Başka bir deyişle, aralarında ABD de olmak üzere herhangi bir dünyevi iktidarın, İstanbul Patrikhanesi’ne ‘ökümenik’ sıfatı verme hakkı yoktur. İsteyen öteki kiliselere sorsun!..

http://www.medyatava.net/haber.asp?id=16939
 

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Lundi 13 décembre 2004

Özdemir İNCE
Patrikhane’nin ökümenik olamayışının kanlı tarihçesi
  
oince@hurriyet.com.tr
 

Düne kadar Fener Patrikhanesi’ne lánet okuyan, ‘Türk Ajanı’ olarak suçladığı Patrik Bartolomeos’un Ortodoks dünyasının lideri olamayacağını ileri süren Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hristodulos, Patrikhanenin ökümenikliğiyle ilgili olarak, ‘Kendi kendime soruyorum komşularımızın aklı başında mı?’ diye soruyor.

Eleftrotopia gazetesine göre Patrikhane’nin ökümenik unvanı 4. Konsil’in 28. maddesine dayanıyor.

Ancak, çok yalan olmasa bile, 28. kanon yürürlükte değil. Biz işin doğru tarihçesini yazalım:

*

1) Bilindiği gibi MS.325 yılında yapılan 1. İznik Ökümenik Konsili’nde üç apostolik (havariler tarafından kurulmuş) kilisenin (Roma, İskenderiye, Antakya) ökümenik olduğu kabul edilmişti. Konstantinopolis kilisesi böyle bir nitelikten yoksun olduğu için Iraklia (Hereclea, Ereğli) Metropolitliği’ne bağlı sıradan bir Episkoposluk olarak kaldı.


2) Bunu göz önünde tutan İmparator, II. Konstantinopolis Konsili’ni (381) topladı. İmparator’un önergesi üzerine Konstantinopolis Piskoposluğu’na Patriklik statüsü verildi. Antakya ve İskenderiye patrikleri, bu kumpasa karşı çıkmadıkları için, kendi kiliseleri ve halk tarafından hain ilan edildiler. Roma da bu bölgesel konsilin verdiği kararı kabul edip onaylamadı.

3) 431’de toplanan Efes Ökümenik Konsili’nde üç ökümenik patrikliğin (Roma, İskenderiye, Antakya) hak ve yetkileri bir kez daha onaylandı; Konstantinopolis patriği afaroz edildi.

4) Kadıköy (Halkidona) Ökümenik Konsili (451): İmparatorlukta dinsel güce mutlaka sahip olmak isteyen İmparator Marcian konsile başkanlık etti. Yeni Roma (Konstantinopolis)’ya Eski Roma’nın ayrıcalıklarını vermek ve ikisini aynı hizaya getirmek için ünlü 28. kanonu Konsil’e sundu. Kanonun üslubu son derece kapalıdır ve ‘Ökümenik’ sözcüğüne yer verilmemiştir. Bu kanon, Konsil’e zorla kabul ettirildi. Böylece Konstantinopolis Patrikliği, metinde açıkca belirtilmese de dolaylı yollardan ökümenik sıfatını almış oluyordu. Ancak Roma delegeleri bütün tehditlere karşın kararı onaylamadılar.

Kararı kuşkusuz Papa Leo da kabul etmedi ve İmparator Marcian’a 22 Mayıs 452 tarihli bir mektup yazarak, ‘Konsil’de kabul edilen 28. maddenin başta İznik Konsili’nin 6. maddesi ve Konstatinopolis Konsili’nin 3. maddesi ile ters düştüğünü; binaenaleyh atalarının kanunlarının, Ruhü’l Kudüs’ün statüsünün ve eski zaman geleneklerinin çiğnendiğini ve Kitab-ı Mukaddes ile ters düşürüldüğünü, bu maddeyi kesinlikle kabul etmeyeceği’ni bildirdi. (Doç. Dr. Mehmet Çelik, ‘Türkiye’nin Fener Patrikhanesi Meselesi, Akademi Kitabevi, İzmir, S.66)


5) Patrikhane’nin Aziz Andreas tarafından kurulduğu iddiası düzmece bir rüyaya dayandırılan yalandır. Zira Konstantinapolis kilisesi Aziz Andreas’ın ölümünden çok sonra kurulmuştur.

6) İmparatorun kilisenin statüsüne müdahaleleri, Fener Patrikhanesi’nin ökümenik statü elde etme hırsı imparatorluğun bütünlüğünü tehlikeye attı. Fener Patrikhanesi’nin dünyevó iktidar tutkusu Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır’da 100 binlerce Hıristiyanın ölümüne yol açtı.

7) 475 yılında tahta geçen İmparator Basilikos, İmpatatorluğun parçalanmasına ve daha fazla kan dökülmesine engel olmak için 476 yılında Konstantinapolis Konsili’ni topladı. Bu Konsil, aralarında ünlü 28. kanon da olmak üzere Kadıköy Konsili’nin aldığı bütün kararları gayrı meşru ilan etti. Ve bu kararları lánetledi. Fener Patrikhanesi’nin sözde ökümenikliğini iptal eden kararı perçinlemek için Patrik aforoz edilerek kiliseden uzaklaştırıldı.

Bu kararın Fener Patrikhanesi ile ilgili olarak Hıristiyan álemine mesajı şu idi: ‘Sen bırak ökümenik statüye sahip olmayı, biz seni patrikhane olarak dahi kabul etmiyoruz. Sen olsa olsa, Kutsal Kilise Kanunları gereğince, Efes’e bağlı sıradan bir Episkoposluksun!’ (Doç.Dr.Mehmet Çelik, S.77)

8) 508 yılında Konstantinapolis’te toplanan Konsil, Patrikhane’nin ökümeniklik iddialarına bahane olan Kadıköy Konsili’ni (451) bir kez daha lánetledi. İmparator bu sorunu kesin bir çözüme kavuşturmak için, Kadıköy Konsili’nin özgün tutanaklarını getirtti. Üç yıl süren inceleme ve tartışmalardan sonra Kadıköy Konsili’nde alınan kararlar yaktırıldı. Böylece, Patrikhane’nin ökümenikliğinin sözde kanıtı olan 28. kanon da yok oldu!..

*

Fener Rum Patrikhanesi’nin ökümenik olamamasının kanlı öyküsü burada sona ermektedir. Bu konuyu daha iyi kavramak isteyenlere Doç. Mehmet Çelik’in ‘Türkiye’nin Fener Patrikhanesi Meselesi’ adlı kitabını tavsiye ederim. Bu kitaptan ben çok yararlandım. Dr.Çelik’e teşekkür ederim.

Ayrıca, çok merak ediyorum, Patrikhane’nin, aktardığım öyküye karşı bir öyküsü var mı acaba? Bu kanlı öykü ‘N’olur canım, olursa oluversin!’ diyenlere ithaf olunur!

http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~72@sid~227@nvid~509133,00.asp


Par Dursun GURSOY - Publié dans : Iç ve dis aktüalite
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander
Mercredi 8 décembre 2004

YALIM ERALP

yeralp@tercumangazete.com

 

BİR DAVET: SİZE NE / 07.12.2004

 

Amerikan Büyükelçisi bir davet verir ve Patrik için Ekümenik sıfatını kullanır. Bu ilk kez de olmuyor. Üstelik Başkan Clinton da Başkan Bush da davetlerinde ekümenik değimini kullanıyorlar. Onları da protesto edecek misiniz!

Ekümenik sıfatının ne anlama geldiğini 7 Ekim tarihli "Ekümeniklik meselesi" başlıklı yazımızda irdelemiştik. Bu sıfata karşı çıkanların hemen hepsi ne anlama geldiğini bilmeden karşı çıkıyor. Kim bilir ekümenizmi 4 ayaklı iki başlı canavar sanıyorlar. Ortodokslar arasında kimin "primus inter pares" (eşitler arasında birinci) veya "honoris causa" (şeref başkanı) olduğu sizleri neden ilgilendiriyor? Lozan'a aykırı sözüne gelince; Lozan Antlaşması'nda Patrikhane yoktur; tek kelime bile...

Patrik bütün dünyada ekümenik olarak tanınıyor. Siz buna Patrikhane Türk kurumu deyip karşı çıkıyorsunuz. Türk kurumu olması buna engel değil. Eğer Türk kurumu ise neden hükmü şahsiyetini reddediyorsunuz ve mal-mülk edinme konusunda yabancılara uygulanan kuralları uyguladınız!

İşimize gelince İstanbul Olimpiyatlara aday olduğu sırada reklam filminde "iki büyük Patrik İstanbul'da" diyoruz. İşimize gelince, AB yolunda onlardan faydalanmaya çalışıyoruz. İşimize gelince soykırım iddialarını yanıtlamalarını istiyoruz. Onlara siyaset yaptırıyoruz...

Patrik ekümenik sıfatından istese bile vazgeçemez. Bunu kendisi almış değil ki! Bu tarihten gelen ve geçmişi M.S 3'üncü asra dayanan bir olgu... Ekümeniklik sıfatını reddeden Türkiye, Atina ve Moskova Patrik'leri ile işbirliği yaptığı farkında mı? Fatih'in Bosna fermanına sarılıp dini hoşgörünün anavatanı olduğumuzu iddia edip Fatih'in başka fermanlarını göz ardı etmeye "şark kurnazlığı" denir. Bu tür kurnazlıklar bize burada değil Avrupa Birliği müzakerelerinde lazım!

Bu tür davranışlar dini özgürlük yokmuş gibi bir izlenim de yaratır. Bunun yabancı yatırıma dahi etkisi vardır. Üstelik Türkiye'nin imaj sorunu da vardır. İmajımız neden bozuk sorusunun cevabı aynada; bakarsanız...

Amerikan sözcüsü konu ile ilgili sorulara "Türk makamlarının tutumunu not ettik" demiş.Ne desin? "Türklere daima akıntıya kürek çeker" diyecek değil herhalde. Boucher bir sözcü için yapabileceği tek şeyi yapmış. "Aldırmadık bile" demesini tercih mi ederdik!

Devlet memuru iken bu hususları büyüklerimize anlatmaya çalıştım. Keza "soykırım" kelimesinin rast gele kullanılmaması gerektiğini de... Türkiye dünyanın yüzde 99'u tarafından soykırım ile itham ediliyor; Türk Milletvekilleri çıkıp Bosna'da, Felluce'de soykırım yapıldığını iddia ediyorlar. Birileri dönüp de size "yavaş gele koçum" demez mi?

Akıl her zaman gerekli; ara sıra değil. Patrikhane bir gün Vatikan gibi olur korkusu aslında insanın kendisine hakaret. Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin Patrikhane karşısında zayıf olduğu varsayımına dayanıyor. Üstelik bu Ortodoksluk ile Katoliklik arasındaki farkı anlamamaktan da ileri geliyor.

Ortodokslar arasındaki hiyerarşi bizi ilgilendiren bir konu değildir. Biz aksini iddia etsek de Patrik ekümenik olarak tanınmaya devam edecektir. Ülkenin derdi ve geleceği Patrik'in ekümenik olup olmadığı değildir... Laik devletin Ortodoks kiliseleri arasında ön gelme sorununa müdahil olması doğru değildir.

Par Dursun GURSOY - Publié dans : Türkiye ' de hristiyanlik
Ecrire un commentaire - Voir les commentaires - Recommander

Recherche

Texte libre

Anisi 18 kasim ve 1 Aralik ' ta kutlalan aziz anastasia sehit bir türktür ve onun gibi daha bilmedigimiz ve kesfedeceginiz daha nice ortodoks türke rastlamak kimseyi sasirtmasin .

Geçmisini  fransizca olarak koyuyuorum , fakat pek yakinda türkçelestirilecetir .

Le 18 novembre, mémoire du Saint Néomartyr ANASTASE de l'Epire et de DANIEL le musulman converti

Un jour qu'il partait moissonner avec sa soeur et d'autres Chrétiens de son village de l'Epire, Anastase rencontra sur le chemin une troupe de cavaliers musulmans conduite par Moussa, le jeune fils du gouverneur ottoman de la région. Frappé par la beauté de la soeur d'Anastase, celui-ci voulut s'en emparer pour en faire l'objet de son plaisir grossier. Mais Anastase se précipita audacieusement contre les Turcs et laissa à sa soeur assez de temps pour s'enfuir. Chassés par les Chrétiens, Moussa et ses complices allèrent se plaindre auprès du pacha. Celui-ci fit arrêter Anastase et, voyant son courage, entreprit de le convertir à l'Islam. Comme ni les menaces, ni les coups, ni la prison ne pouvaient ébranler la foi du jeune homme, les Turcs essayèrent de le corrompre par des propositions de gloire et d'honneurs mondains, mais ce fut tout aussi vainement.

Or, Moussa, stupéfait de l'attitude d'Anastase, voulut en savoir davantage sur cette foi qui rend les Chrétiens plus forts que toutes les puissances du monde, et il se rendit en secret dans son cachot. Au moment où le geolier ouvrit la porte, Moussa vit deux jeunes gens à l'aspect lumineux qui entouraient le prisonnier et qui disparurent subitement lorsqu'il entra. A ses questions, Anastase répondit qu'il s'agissait des Anges gardiens qui veillent sur les Chrétiens et les assistent en particulier dans les tourments endurés pour l'amour du Christ. Il lui expliqua en outre pourquoi les Chrétiens peuvent mépriser avec tant d'allégrese les plaisirs de ce monde et accepter toutes sortes de tortures dans l'espérance des biens éternels. Le coeur du jeune musulman fut alors touché par la grâce et il se jeta aux pieds du Martyr en lui demandant de devenir Chrétien. Mais Anastase lui demanda d'attendre encore, car sa conversion pouvait entraîner son père à persécuter les Chrétiens de la région.

Quelques jours plus tard (18 novembre 1750), Anastase eut la tête tranchée sur l'ordre du pacha qui ignorait que son propre fils était désormais Chrétien en secret. Comme il devait se rendre dans un village voisin pour assister à des noces, Moussa alla se prosterner sur le tombeau du Saint Martyr et il lui fut accordée la grâce de voir apparaître Anastase tout entouré de lumière, qui l'encouragea à poursuivre son chemin vers le Christ. Guidé par un Ange, il parvint ainsi dans le Peloponèse, où il se mit sous la direction spirituelle d'un vieil ascète, qui complèta son instruction dans les mystères de la foi et dans la vie ascétique. Il se rendit ensuite à Patras et s'embarqua pour Venise, afin d'y être baptisé sans crainte des Turcs. Il reçut alors le nom de Dimitris et partit pour Corfou, où il devint moine dans un monastère cénobitique sous le nom de Daniel. Mais les combats de l'ascèse ne suffisaient pas à étancher sa soif du Christ et, désirant accomplir pleinement sa vocation de Chrétien par le Martyre, il se rendit à Constantinople. Les Chrétiens du lieu le dissuadèrent cependant de s'offrir à la mort, par crainte des représailles qui pourraient suivre sur le restes des fidèles. Il retourna alors à Corfou, où il s'endormit dans la paix du Seigneur, après avoir fondé une église en l'honneur de Saint Anastase.

Créer un blog sur over-blog.com - Contact - C.G.U. - Rémunération en droits d'auteur - Signaler un abus