Ortodoks Kilisesinin hiçbir dönemde ökümenik(1) bir piskoposu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.(2) Doktrin, bu cümleyle başlar, şöyle devam eder: Biz, Ortodoks Kilisesinin Başının Efendimiz İsa Mesih olduğuna inanırız. Bir başpiskopos ya da Ökümenik patrikin Kilisenin üzerinde evrensel kaza ve salâhiyet hakkı olmadığı gibi, Roma ya da İskenderiyedeki papaların da yoktur... Patrik, başpiskopos, metropolit, ve benzeri unvanlar, piskoposluğa farklı salâhiyetlerin tevdi edildiği anlamına gelmezler. Ortodoks Kilisesinde birlik, ifadesini piskoposlarının ahengi, ortak inancı, ortak kanunları ve ortak ruhani yaşamında bulur. Her piskopos (görünen baş) ve onun cemaati (görünen beden) İsanın Bedeninin bütününü oluşturur. Başsız bir bedenin var olamayacağı gibi, piskopossuz Kilise de olamaz. Ancak, Cennete Yükselmiş olmasına karşın, Tanrımız, Efendimiz İsa Mesih bize söz verdiği gibi (Matta, 28:20) zamanın sonuna kadar bizimle birliktedir; bu nedenle Kendi Bedeni/Cemaatini üzerinde hüküm sürmek için Papalık anlamında bir vekile gereksinimi yoktur. Kiliseyi Kutsal Ruh yönlendirir... Ökümenik ve Yerel Konseyler İman için yeni semboller icat etmez... İmanı eyleme dönüştürmenin kanunlarını yayarlar. Yanılmazlık... Tek bir insana veya hiyerarşik bir kurula mal edilemez. Bir kurulun meşruiyeti ökümenik olduğu anlamına gelmez çünkü Kutsal Ruh bir kurul aracılığı ile konuşmaya zorlanamaz...
Temel çelişkiler...
Bu yazıyı Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Cengiz Aktarın geçenlerde bu sütunlarda yayınlanan Patrikhanenin Avrupa ve dünyadaki önemi başlıklı yazısının kışkırttığını itiraf etmeliyim. Aktar, makalesine şöyle bir saptamayla başlamıştı: Bizde resmî olarak Fener Rum Patrikhanesi, dünyada İstanbul Ökümenik Patrikhanesi olarak anılan kurum, 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi konumunda olan bir Türk kurumudur.
Fener Rum Patrikhanesinin ...bir Türk kurumu olduğu meselesine hiç girmeyeceğim. Ancak, yukarıdaki Ortodoks amentüsünden de anlaşıldığı gibi, ne Sayın Bartholomeos, ne de meslektaşları kadim İskenderiye, Antakya ya da Kudüs patriklerinden hiçbirisi 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi olduklarını meğer ki, mezhep değiştirsinler iddia edemezler. Hal buyken, Aktarın Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşmasında o zamanki nedenlerden ötürü Patrikhaneyi salt yerel bir kurum olarak algılamış ve kurumun evrensel kişiliğini kabul etmemiş. şeklindeki serzenişi yersiz olduğu gibi, Fener Patrikhanesinin Ortodoks dünya içerisindeki tarihten gelen hiyerarşik yapısını ... muhafaza etmiş olmasındaki övgü değilse meşruiyet tınısı da yersizdir. Türkiye AB üyesi olduğu zaman, ülkenin Müslüman dünyada alacağı yeni konuma ilâveten Fener de sözü sayılan, dinî ve kültürel ağırlığı olan bir nevi Vatikan olacaktır. cümlesine gelince, Vatikan yanılmazlığı Ortodoks doktrininde düpedüz şirktir ki, Sayın Aktarın ancak dışardan hüküm bildiren bir Müslüman olmasıyla açıklanabilir.
Öte yandan, Bugün ise Moskova ve Patrik Aleksinin 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünya üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyeti engelleyen Bartholomeostur. cümlesini, aba altından değnek göstermek gayreti olarak algıladığımı da söylemeliyim. Ne ki, Rus Ortodoks Kilisesinin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde bu da anakronistik bir gayrettir. Sayın Aktar, bundan birkaç yıl önce, Russkaya Mislde yazan Aleksandr Soljenitsinin feryadını duymamış olsa gerektir:
Batılı misyonerler ülkemizi işgal ettiler. Yardım teşkilâtları kuruyorlar, radyoyu, televizyonu ele geçiriyorlar. Ve bütün bunlar, fırsat eşitliği adı altında yapılıyor. Fakat Rus Ortodoks Kilisesinin onlarla mücadele edecek parası yok. Bütün bunlar zamanla Rusyayı, halkı Rus Ortodoks olmayan bir ülke haline getirecek.
Kaldı ki, Rus Ortodoks Kilisesinin iki yüz yıldan fazla bir süre (1700-1917) Sayın Bartolomeosun öykündüğü anlaşılan ökümenik liderlik şöyle dursun, patriği bile yoktur. Patrik Adriyan 1700de öldüğünde, Çar Deli Petro, yeni bir patriğin atanmasına izin vermez. Sekizinci Henry misali, Kilisenin başına kendisi geçer. Kilisenin topraklarının idaresini bir maliye memuruna devrederken, gelirlerinin önemli bir kısmına devlet adına okul ve hastahane yaptırmak üzere el koyar. 1721de patrikliği toptan lağveder, yerine üyelerini kendisinin saptadığı Kutsal Meclisi kurar.
Rus Ortodoks Kilisesinin kendisine patrik seçmesi ancak 1917 yılında mümkün olur. Ne ki, o da Bolşeviklerin zaferine denk gelir. Leninin plânladığı ruhaniyatsız ütopya doğrultusunda, Kilisenin toptan ortadan kaldırılması gerekir. Yeni Patrik Tikhonu daha seçildiği gün, ev hapsine mahkûm ederler. Patrik, Tanrım, Rusyanın oğulları seninle yaptıkları antlaşmayı bozdular, mihraplarını yıktılar, kiliseler ve Kremlindeki kutsal eşyalara ateş açtılar, rahiplerini boğazladılar diye inlerken, birkaç gün içinde St. Petersburg Metropoliti ve üç yardımcısı kurşuna dizilir. Binlerce papaz, keşiş, rahibe hatta sıradan inananlar katledilir ya da sürgüne gönderilirler.
Rus Ortodoksları
Stalinin 1930lardaki Büyük Terör Hareketinin hedefi, Kilisenin sistematik tasfiyesidir. 1917de Rus topraklarında elli dört bin kilise varken, işgalci Almanlar geldiğinde bu sayı sadece yüzdür. Yüz altmış üç piskopostan, sadece yedisi hayattadır. Binden fazla manastırdan tek bir tane bırakılmamıştır. Keşişler ya gulaglarda ya da Rusya ıssızında yaşamaya çalışmaktadırlar. İlâhiyat mektepleri, kilise okulları, kilise hastahaneleri, kütüphaneleri yerle bir edilmiş, kitaplar, paha biçilmez ikonalar sobalarda yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarında, cephede ölen askerleri defnedecek papaz bulunamaz.
Halkın maneviyatını güçlendirmeye karar veren Stalinin dini örgütlerin yeraltından çıkmalarına müsaade etmesi bundandır. 1943 Eylülünde gulaglara rejime bağlılık yemini etmeyi kabul eden papazların salınmaları için emir gelir. İtibarları iade edilen, maaşa bağlanan papazlar, viraneye dönmüş kiliselerini yeniden açmaya, ibadeti bırakılan yerden başlatmaya girişirler. Kruşçev zamanında pek az da olsa bir gevşeme olur. Brejnev döneminde baskılar yine başlar.
Günümüzde Rus Ortodoks Kilisesi, ülkenin en ücra köşelerinde faaliyet gösteren misyonerle karşı deyiş yerindeyse, ölüm kalım savaşı vermektedir. Bir yandan İncil-i Şerif vaizlerinden Yahova Şahitlerine, Slav paganizmine kadar türlü mezhepler, diğer yandan da kültler. Bir diğer yandan, serbest piyasa ekonomisi reformlarının adamakıllı sarstığı ekonomi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Dünya Kiliseler Konseyi kılavuzluğunda, Ortodoksluğun temel akidelerini tehdit eden, yeni bir dünya dini oluşturma çabalarının göğüslenmesi gereği.
Neticeyi kelâm, ne İstanbul eski İstanbuldur, ne Moskova Tanrı, çar, millet şiarının eski Moskovası. Osmanlının Balkanlar ve Avrupada Katolik dünyaya karşı Ortodoksluğun hamisi olarak politika yapar olmasının isabeti de ayrıca tartışmaya değer. Hani, diyorum, bir de meselelere kendi gözlüklerimizle baksak.
(1) Ökümenik yani ecumenical, Türkçesi; evrensel.
(2) Üç Aziz Rus Ortodoks Kilisesi
14.11.2003 |